2016-17 sezonu değerlendirmesi
5 Haziran 2017 güncellendi Futbol
0 5 Haziran 2017

Selamlar, sevgiler;

Bana göre 2016-17 şampiyonluğunun bazı ayırıcı özellikleri var.

Bir defa bu şampiyonluk, geçen yılki şampiyonluğun altındaki “ben de varım” mesajının görünürlüğünü pekiştirdi. Böylece, Beşiktaş’ı küçümseyerek rekabet ortamını sarışın kardeşlere indirgemeye çalışan tüm kesimler sofrada yalnız olmadıklarını anlamaya başladılar.

Zira, “Beşiktaş 7 yılda bir şampiyon olur” diyerek hakem ve medya hormonlu şampiyonlukların arkasına sığınanlar şimdiden “seneye ne yapacağız” diye düşünmeye başladı bile!

“Türkiye’de sadece iki büyük vardır” saygısızlığını toplumun bilinçaltına empoze etmeye çalışan ve ezeli rakip olduklarını iddia eden sarışınların bu sene Beşiktaş’a karşı görülmemiş kıvraklıkta buluşması ve ortak hareket etmesi, aralarında bir fark olmadığına dair tezimizi doğrulayan bir gelişme idi.

Bu iki şampiyonluk (hepsi şampiyonlukla noktalanmasa bile) Süleyman Seba döneminin dominasyonu gibi bir Beşiktaş dönemine evrilir mi? İşaretler o yönde ama bunun bir çok koşulu ve parametresi var.

Bu şampiyonluğun bir diğer özelliği Beşiktaş’ın üst üste ikinci kez CL kaynaklarına ulaşabilmesi oldu. Daha önce sarışın ikizlere adeta dönüşümlü olarak kullandırılan (!) bu önemli kaynak, Demirören döneminin mali açıdan bıraktığı enkazın kaldırılması için ilaç gibi gelmiş olsa gerek.

Bu şampiyonluğun bir özelliği de üçüncü yıldızı getirmesi idi. Bana göre bu yıldız konusu zaten endüsri tarafından iki kulübün öne çıkarılması amacıyla başlatılmış bir “bilinçaltı operasyonu” idi. Bu nedenle, bugün de beni bir pazarlama taktiği olan “yıldız sayısı” çok alakadar etmiyor. Benim için bu başarı “üçüncü yıldız” değil 15. şampiyonluktur.

Ancak, şunu da atlamayalım…

Beşiktaş, modern stadyum, medya ile ilişkiler, hakem politikası, doğru kaynak kullanımı, lisanslı ürün gelirleri gibi “endüstriye” ait başlıklarda son 20 senede iyice vahşileşmiş olan piyasa ile aynı dili konuşmaya başladı. Yıldız sayısının üçlenmesi de bu bakımdan dikkat çekicidir.

Sahanın dışındaki bu doğrulara, 2012 “feda yılından” bu yana sahanın içindeki doğrular eklendi. Süreci herkes biliyor. Önce doğru teknik adam seçimi sağlandı. Samet Aybaba o günün koşullarında yola çıkılacak en doğru isimdi. Biliç, geçiş dönemini temsil ederken, tırmanış Şenol Güneş ile başladı.

Bu isimlerin ortak özelliği gerek dünya görüşü gerek kariyer olarak Beşiktaş’a en uygun isimler olmaları idi. Bu isimlerin, kariyerlerindeki ihtiyaçları ile Beşiktaş’ın ihtiyaçları zamanlama olarak o kadar örtüştü ki, iki taraf birbirini karşılıklı olarak besledi. Yönetim, yükselen hedeflerine uygun teknik adam seçmede hem isimde hem zamanlamada hata yapmadı.

Doğru teknik adam seçimine doğru transfer politikası eklenince ve üstelik sarışın ikizler de bu dönemde hata üstüne hata yapınca Beşiktaş’ın saha içinde yarattığı fark hızla su yüzüne çıkmaya başladı.

Bakınız, Beşiktaş sadece son 2 şampiyonluğunda değil, son 5 sezondur ligin en iyi futbolunu oynuyor. Şampiyon olamayacağı herkesçe bilinen 2012-13 feda sezonunda bile herkesin “en çok Beşiktaş’ın oyunundan keyif alıyorum” dediğini hatırlayın.

Üstelik bu sürecin orta yerinde yabancı sayısı 6+2 iken planlamasını ona göre yapan Beşiktaş, Federasyon’un yabancı sayısının 14’e çıkarılmasına yönelik kararı ile zor duruma da düştü. (Senelerce Fb tarafından talep edilen ve başlattırılan bu uygulamanın, şimdi de Fb UEFA’nın finansal kriterlerine takıldığı için eskiye döndürülmesi tartışmaya açıldı!).

Bu handikaplara rağmen Beşiktaş yönetimi kadro kurulmasında her sene üstüne koyarak yol almayı başardı. Burada, UEFA’nın mali kriterler tüneline ilk giren kulüp olmasının da faydasını gördü.

İki buçuk sezonu iç sahası olmadan geçiren ve buna rağmen ligi domine etmeye başlayan takım, bir de stadı olmadan şampiyonluk kazanınca Demirören döneminde uğradığı itibar erozyonunu da telafi etti ve zaten toplumda var olan genel sempatisi Seba döneminden bu yana yeniden zirveyi gördü.

Yaratılan tüm bu maddi manevi değer Beşiktaş’ın ifade ettiği ekonomik büyüklüğü artırdı. Endüstrinin anladığı tek dil olan rating, kâr gibi kozlar Beşiktaş’ın da kullanımına girdi. İşte o anda penaltılar görülmeye, küfürler duyulmaya, kartlar verilmeye başlandı.

Beşiktaş’ın son iki şampiyonluğunu hakemlere yükleyip bunu “kollanma” olarak nitelendiren zihniyetin göremediği bu.

Beşiktaş kollanmadı ancak hakemlerin Beşiktaş’ın maçlarındaki karar standartları, sarışınların on yıllardır yararlandığı karar standartlarına biraz olsun yaklaştı ve kıyamet koptu.

Bir önceki yazıda rakamlarla ortaya konuyor. Bu sene Gs hakem hatalarının en mağdur, Fb ise en kazançlı takımı. Beşiktaş ise ikisinin arasında bir konumda. Buna rağmen özellikle Fb cephesinin “Beşiktaş kollanıyor” yönünde yaratmaya çalıştığı algının sebebi sizce ne?

Çünkü Beşiktaş sofraya oturdu ve romantik söylemi bıraktı; bunların anladıkları dilden konuşuyor. Medya ve hakem destekli iki kutuplu rekabetin saltanatı bitti, sofra kalabalıklaştı. Hatta yakın gelecekte buna Trabzonspor’un eklenebileceğine dair işaretler bile var.

Düşünün, hakemler konusundaki algı yaratma çabasında öyle akılla bağdaşmayan kolaycılıklara kaçıldı ki, bu yolda Beşiktaş’ın mevcut Federasyon Başkanı’na olan borcu bile kullanıldı. Halbuki 2013’te Fb, 2014 ve 2015’te Gs şampiyon olurken ve hakemler Beşiktaş’ı kıtır kıtır doğrarken de aynı Federasyon Başkanı ve aynı borç söz konusu idi.

Sakın yanlış anlaşılmasın. “Beşiktaş hakemlere rağmen şampiyon oldu” demiyorum. Bu mümkün değil. Bu ligde bir şey öğrendiysem o da hakemlere rağmen şampiyonluk diye bir şey olamayacağıdır.

Başka bir deyişle, Beşiktaş da dahil, bu ligde kim şampiyon olduysa hakemlerle barışıktır ve bir yerde hakem hatalarının katkısı mutlaka olmuştur. Önemli olan bu katkının dozunun “kollanma” boyutunda olup olmadığıdır.

Hakem hatalarının dağılımını analiz ettiğimizde bu sene hakemlerin şampiyonluğa katkısının bu boyutta sistematik olmadığını ortaya koyduk. Ancak, ortada hakem hataları dağılımında Beşiktaş lehine çarpıcı bir değişim olduğu muhakkak.

Değişimi özetleyen üç çarpıcı örnek vermek istiyorum.

2014-15 sezonunda 6’sı 6 ayrı maçta Melo’ya ait olmak üzere toplam 8 defa kırmızı kart görmesi gerekirken tek bir kırmızı kart görmeden şampiyon olan Gs için yapılan hakem eleştirisi, bu sene Quaresma’nın üç maçta görmediği toplam 5 kırmızı kart için başlatılan algı operasyonunun yarısı kadar bile olmadı!

Gene 2014-15 sezonunda, Konya’da çizgiye bastığı için cımbızla çekilip sarı kart cezalısı durumuna düşürülüp Gs maçında oynatılmayan Atiba bu sene en az 13-14 maç sarı kart sınırında oynadı.

Son olarak, bu sene 11 penaltısı verilmeyen ve haklı olarak isyanlarda olan Gs camiası, 2014-15 şampiyonlukları esnasında Beşiktaş’ın tüm sezon toplam 17 penaltısının verilmemiş olmasına tek cümle etmedi.

Bana göre, bu değişimin arkasında hakemlerin aleyhine hata yapmaktan korktukları takımlar arasına Beşiktaş’ın da girmesi var. Bu ligde esas olanın kurallar kitabı değil endüstriyel güç olduğu gerçeğini öğreneli uzun seneler oldu. Orada CL pastası dururken kimse kimsenin kara kaşına, gözüne, oynadığı güzel futbola, doğru transfer politikasına, başarılı altyapı hamlesine şampiyonluk vermiyor artık. Herkes sistemde, endüstride ifade ettiği ekonomik güç kadar değer görüyor.

İşte tam bu noktada, beni en çok mutlu eden detaya geleceğim.

Beşiktaş, aldığı başarıların şekli ve içeriği bakımından sarışın ikizlerden ayrılıyor. Bu yeni bir şey değil. Bu, 1970’lerde, 1980’lerde de böyleydi. Bu yönüyle Beşiktaş’a benzeyen tek kulüp Trabzonspor.

Bu iki kulüp, endüstrdeki sarışın dominasyonla başedebilmek için ortaya özgün bir model koymak zorunda idi. Bunu 1976-1984 döneminde Trabzonspor başardı. 1982-1995 döneminde de Beşiktaş arkasını getirdi.

Bu dönemlerin ortak özelliği, güçlü altyapı ve seviyeli duruş idi. Ancak 1993-94 sezonundan itibaren başlayan CL uygulaması ile 1996 yılında başlayan havuz sistemi rekabeti o kadar parasallaştırdı ki futbol bu kavramların romantizmini taşıyamadı. Çürüme hızlandıkça Beşiktaş ve Trabzonspor gerilemeye, sarışınlar yükselmeye başladı.

Uzun süreli bocalamanın arkasında kulübün DNA’larının yeni düzenin gereklerine uymaması vardı. Beşiktaş, Demirören döneminde bu düzene uymaya çalışarak DNA’sına adeta ihanet etti ve bunun bedelini dibi görerek ödedi. Bu dönem Beşiktaş’ın neden sarışın zihniyeti ile yönetilemeyeceğini göstermesi bakımından değerlidir.

O halde Beşiktaş’ın başını yeniden suyun üstüne çıkarabilmesi için kendi genetiğine uygun yeni bir modele ihtiyacı vardı. İşte buraya kadar yazdıklarım, bana göre bu yeni modeli oluşturuyor. Beş sezon önce bu modelin ilk adımları atıldı ve kulüp su üstüne çıktı. Bugün ise yeniden yüzüyor.

Bir örnek vereyim.

Beşiktaş, Fb ve Gs’ye onların anladığı dilden cevap verecekse bunu kendi dokusuna uygun şekilde yapmak zorunda. Demirören dönemindeki Papermoon yemekleri, at teklifleri Beşiktaş’ın dokusuna uygun olmadığı için kulüp büyük itibar kaybına uğradı ve Süleyman Seba’nın kemikleri sızladı.

Ancak, bu sezon devre arasında Fb’nin olası Mehmet Ekici transferinin geciktirilmesi çok akıllıca bir hamleydi. Hem uzun süre sonra Fb’nin canı saha dışında yakılarak prestij yenilendi hem de Fb’nin eksik bölgesi ikinci yarıda da eksik kalmış oldu.

Aklı, planlamayı ve şuuru öne çıkaran bu modelin getirdiği kazanımların daha da ileri götürülmesi için zemin şu anda gayet müsait.

Geçen yılki şampiyon kadrodan önemli futbolcular eksilmesine rağmen bu sene yeniden şampiyonluğun gelmesinin arkasında, elindeki malzemenin değerini azamiye çıkartan ve değişen koşullara göre kadrosuna şekil vermeyi başaran bir teknik adama sahip olmamız var.

Bana göre Şenol Güneş’in en büyük teknik direktörlük becerisi bu. Bu sene Sosa’nın yokluğunda takıma, moda tabirle “sahte on numara” Talisca’dan muazzam verim alarak aslında on numarasız bir oyun oynatması bence sezonun başarısıydı.

Ayrıca, sezon içinde normalde Beşiktaş gibi duygusal kırılganlıkları fazla bir camiayı türbülansa sokacak 3 krize (kupadaki Fb maçının hakemi, Kiev’deki hakem faciası ve ligde üst üste Başakşehir ile Fb maçlarındaki şok puan kayıpları) rağmen sakin kalmayı başarıp “winner” kimliğini pekiştiren ve sert dalgaları da batmadan atlatan Şenol Güneş idi.

Üstelik bunlar olurken UEFA Kupası’nın yarı finalinden penaltı atışları ile dönen takımın zihinsel travması da atlatıldı.

Bunlar az buz şeyler değil. Mükemmel olmadığını kendisinin de kabul ettiği çok doğru bir hocamız var.

Olumsuz yönleri mi? Misal, bir oyuncuyu çizdi mi tam çiziyor. Bence devre arasında Kerim Frei ya da Olcay’dan birisinin kalması gerekirdi. Ayrıca, Gökhan İnler de kulübede hakikaten tüm sezon inledi!

Ayrıca, geçmişte Trabzonspor’da iken Fb’ye birisi saha içinde diğeri saha dışında kaybettiği iki şampiyonluğun etkisi ile Fb’ye karşı bazen duygusal tepkiler veriyor ve bu da kontrolünü kaybetmesine yol açabiliyor. Bu durum takıma yansıyor. Geçen sene Fb’ye karşı aldığı şampiyonluk bu konuda ona mesafe aldırmış olmalı ki bu sene bunları yaşamadık.

Şimdi Beşiktaş’ın önündeki en büyük engel, takıma yapılacak katkı.

Çünkü bu sezon mali kriterlere ek olarak bir de hata yapma lüksünün en aza inmesi gibi bir dezavantajımız var.

Beşiktaş artık iyice hedef kulüp haline geldi. Sarışınların saha içinde ve dışında sınır tanımadan bel altına vuracaklarını tahmin etmek zor değil. Üstelik kadrodaki bazı zafiyetler CL’de idare edilecek türden değil.

Özetle basamakları çıktıkça sertleşecek mücadelenin artık şakası yok.

Kadroya iki tartışılmayacak stoper, bir Sosa ayarında on numara katılmasının, yaşlanan Atiba’nın alternatifi bir yeni Atiba bulunmasının, forvetteki istikrarın devam ettirilmesinin ve artık yükselen hedef çıtasının altında kalan Tosic, Beck ve Tolga’ya bel bağlanmamasının çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Beklerde ve kanatlarda tarihimizin gördüğü en iyi kadroya sahibiz desem sanırım abartmış olmam.

Bana göre, Fabri’nin yedeği bir kaleci, iki stoper, bir on numara ve bir golcünün takıma kazandırılması lazım. Gökhan Töre dönüyor. Demba Ba, Cenk kadroda. Aboubakar’ın durumu netleşirse ne ala, olmazsa Gomez gibi bir sürpriz müthiş olur. Atiba ile dönüşümlü oynayacak bir adam da kadro içinden çıkarılırsa (ki sanırım son dört maçın pratiği hocanın bu konuda Tolgay’ı düşündüğünü gösteriyor) eldeki imkanlarla en iyisi yapılmış olur.

Quaresma ise ayrı konu başlığı. Gökhan Gönül ile çok iyi ikili oldular. Onun kadar verimli, isabetli ve çok orta yapan kimse yok ama fantastik top stopları, rabona, trivela, kurdela, manivela, bilmem ne derken rakibi hırslandıracak gereksiz ekstralara kaçması, ergen gibi üç kişinin içinden geçme çabaları (azalmış olsa dahi) hala takımın toplam resmi içinde sırıtıyor. Üstelik şuursuz kırmızı kartlık hareketleri yüzünden iyice açık hedef haline gelmiş olması da cabası. Bana göre Quaresma bu şuur düzeyi ile Beşiktaş’a zarar vermek isteyenler için çok uygun bir malzeme. Lens gelecekse Çin’e transfer olması büyük kazanç olur.

Beşiktaş’ın işi artık daha zor ama önü de açık.

En çok güvendiğim, yapılamayacakları açıkça belirtip yapabileceklerinde azami faydayı almayı beceren bilinçli yönetim zihniyeti.

Seneye hem bel altına vuran çok olacak hem de Avrupa maçları en ağırından gelecek.

Sakin kalıp, doğruları yapmaya devam.

15. şampiyonluk hayırlı olsun.

Cengiz Gürsel
05.06.2017

  • Beğenenler
  • Cengiz Olcay
Cevapla