9’da 9
17 Mart 2016 güncellendi Futbol
0 17 Mart 2016

Selamlar, sevgiler;

Beşiktaş’ın, Fb yenilgisi ile umuda soktuğu kitleler hala beklemede. Çünkü Beşiktaş yapabileceği tek şeyi yaptı ve seri galibiyetler alarak ligin son çeyreğine girdi.

Üstelik bunu yaparken araya erteleme maçı olan Trabzonspor deplasmanını da sıkıştırdı ve başında sallan(dırıl)an maç eksiği kılıcını da bir köşeye attı. Önemli bir viraj dönüldü.

Bitti mi? Hayır!

Bu serinin devam etmesi gerekiyor. Hatta daha ileri gidelim ve diyelim ki, Beşiktaş’ın önündeki tek seçenek 9’da 9 yapmak.

Çünkü sistem ayarları ufak ufak yeniden “marka değeri” ligine (!) doğru gidiyor; işaretler gelmeye başladı.

Trabzon’da verilmeyen penaltı ve geri pas, Fb’nin rakiplerinin kolay şekilde eksik kalması, Fb’ye verilen ucuz penaltılar ve medyanın Fb övgüleri gösteriyor ki ilk tökezlemede ipler Fb usulü rekabetin eline geçecek.

Bana göre, kalan 9 maçı etkileyecek olan en önemli parametre hala Şenol Güneş. Çünkü psikolojik mücadele sertleştikçe daralan çemberin ortasında o var.

26. haftaya geldik ve Şenol Güneş ipleri hala elinde tutmaya devam ediyor. Çünkü galibiyet alıyor.

Şenol Güneş, Fb ile yarışıyor olmanın ne anlama geldiğini çok iyi biliyor. Geride kaldığı anda inisiyatifin futboldan çıkıp Fb usulü rekabet anlayışının eline geçeceğinin farkında. Bu yüzden bisikleti ayakta tutmak için pedal çevirmekten, yani galibiyetten başka şansı olmadığını düşünüyor. Stratejisi kazanmak üzerine kurulu.

Haftalardır demeçlerinin satır aralarına yaydığı “hakemleri kafaya takmıyoruz ama neyin ne olduğunu da biliyoruz” mesajına Yönetim de eşlik ediyor. Gerek Başkan gerek mikrofon karşısına geçen yöneticiler tahrik kokan sorulara, konulara girmeden aynı mesajı veriyorlar.

Örneğin, Trabzon maçından sonraki “oyuncularım galip gelerek herkesi kurtardı” lafı akıllıca söylenmiş bir laf. Beş kelimede tüm cevapları veriyor.

Bu tavır şu ana kadar takıma olumlu yansıdı. Sahada zıvanadan çıkan oyuncu, gereksiz hırçınlık göremiyorsunuz. En büyük avantajımız koşullar zorlaşsa da önceliği futbol oynamak olan bir takıma sahip olmamız. Takım istiyor ve zorluyor.

Oğuzhan’ın düştüğü yerde Sosa, Marcelo’nun olmadığı yerde Necip, Töre’nin yetişemediği yerde Quaresma, Gomez’in kaçırdığı anda Cenk imdada yetişiyor ve Beşiktaş bütünlüğü bozmuyor.

Bu da iplerin hala Beşiktaş’ın elinde olmasını sağlayan galibiyetleri getiriyor. Geçmiş yıllardan fark bu. Geçmiş yıllarda hakem hataları ile bozulan kimya camiayı öyle bir hale sokardı ki, bir yerden sonra takım dışarıdan müdahaleye de gerek kalmadan kendi kendini imha eder, algı yönetimi de “ama o da basmayacaktı, bu da atacaktı” diyerek çifte standartların üzerine kireç dökerdi.

En önemli işaret olan hakem hatalarından başlayalım.

25. hafta itibarı ile hakemler Beşiktaş’ın önüne bilinen anlamda çıkmadı. Evet, son maçtaki penaltı komedisi ve ikinci yarı ile birlikte Fb’nin rakiplerine kolay çıkan kartlar, Fb’ye verilen komedi penaltılar önemli işaretler ama ilk yarıda da Beşiktaş lehine önemli hakem hataları olmuştu. Toplama bakıldığında şu ana kadar Beşiktaş’ın hakemlere rağmen ilerlediğini söylemek yanlış olur.

Zaten bana göre bu yarışma ortamında başarı “hakemlere rağmen” gelmez.

Misal, geçtiğimiz yılki felaket ötesi hakem hataları dağılımı bu sene geçerli olsaydı ya da meşhur 2003-04 ikinci yarı hakem standardı ile karşılaşsaydık bugün çok daha farklı bir konumda olabilirdik.

Türkiye’de futbol endüstriyel kavramlarla birlikte anılmaya başlandığından bu yana hakemlik kurumunun algoritması aşağı yukarı şöyle oldu:

Sistem ekonomik gerekçelerle üç büyük kulüp ile diğerlerini ayrı görüyor. Ancak, üç büyük kulübün içinde de gene ekonomik gerekçelerle Beşiktaş daha kolay feda edilen taraf oluyor. Bu da ligi Gs-Fb rekabeti öne çıkartılan bir yarışa dönüştürüyor. Başka bir deyişle, rekabet kurallardan ziyade bu ekonomik kaygılar içindeki yeri ve lobisi güçlü olanların çıkarlarına göre şekilleniyor.

Bu da, canını yaktığı kulüpten çekinen hakemlerin karar standartlarına yansıyor. Senelerce biriken çifte standardın ve kurallardan uzaklaşılmasının arkasında bence bu var.

Örneğin, Melo ve Emre gibi oyuncular başka liglerde patır kütür oyundan atılırken Türkiye’de sadece Gs-Fb maçlarında atılır oldu. Bunun gibi örneklerde hakem bunların birinin aleyhine karar verdiğinde bundan yarar gören takımın diğeri olması dışındaki durumlarda hep kendini güvensiz hissetti.

Beşiktaşlı oyuncular ise maçtan maça ya da sezondan sezona değişen çifte standartlarla derbiler öncesinde ve derbilerde daha kolay eksiltildiler. Penaltılarda, kartlarda, avantaj yorumlarında, duran top yaratmada ve oyunun gidişatını etkileyen tüm ince noktalarda çifte standart oyunun adeta parçası haline geldi.

Çünkü var olan rekabet ortamı hakeme kuralı değil güçlü olanı işaret etti.

Bu nedenle, finansal kaynaklara daha kolay erişim anlamına gelen şampiyonluk ve ikincilik öncelikle Gs ve Fb’nin oldu. Bu döngüyü son 20 senede iki defa Beşiktaş, bir defa Bursaspor kırabildi. Kalan 17 şampiyonluk Gs ve Fb arasında paylaşıldı.

Beşiktaş ya da bir başka kulüp bu 17 sezonun 17’sinde de şampiyonluğu hak etmesine rağmen engellendi demek saçma olur tabii ki.Ancak, genelde ligin ilk yarılarında hakem hatalarının daha adil dağılma eğiliminde olduğu, Beşiktaş ya da bir başka kulübün yarışın içinde kalması halinde asıl hataların kırılma anı olan ikinci yarılarda belirleyici hale geldiği gözlendi.

Bu arada, hakem hatalarının, Fb’nin yeni bir teknik adamı ve/veya takımı var ise, onun lige adaptasyonu sırasında puan olarak kopmasının engelleyici şekilde ortaya çıktığı da görüldü. Bu nedenle Fb özellikle son 15-16 sezonda ligden hiç kopmadı, sürekli olarak ilk iki içinde kaldı.

Bu sene ise hakemler konusunda artık öğrendiğimiz bu algoritma henüz devre dışı.

Bu nedenle, bu seneki önemli bir şansımız hakem hataları dağılımının nispeten daha adil olmasıdır ki bu bile senelerdir önünün kesilmesine alışılan Beşiktaş’ın kollandığı izlenimini yaratacak kadar güçlü bir kırılmadır.

Düşünün, hakem standartlarındaki birazcık düzelme bile Gs’yi yarışın dışına itti, Beşiktaş’ın önünü açtı. Bana göre, adil rekabet koşullarının daha kalıcı daha belirgin olması ülke futbolunu radikal şekilde etkiler ve güç dengeleri orta vadede değişir.

Elbette ki hakemliğimiz bir gecede fazilete erdi de böyle olmadı. Bu ligde hakemlerin takımlara olan yaklaşımının sezona, puan durumuna, skora, sahanın dışındaki sporla alakası olmayan dinamiklere bağlı değiştiğini iyi öğrendiğimiz için bu konuda hala iyimser değilim.

Bana göre Türk futbolunun en büyük sorunu olan rekabetçilik seviyesinin düşüklüğüne yol açan hakemlik meselesinin çözülmesinin yolu teknolojiyi mümkün olduğu kadar kullanabilmekten ve maçların bize özgü dinamiklerden etkilenmeyen hakemlerce yönetilmesini sağlamaktan geçer.

Yabancı hakemleri kastediyorum.

Yabancı hakem hata yapmayacak mı? Hem de en büyüğünü yapacak. Ancak hatalardan herkes nasibini alacak. Yani hatalar “tilki” hatası değil “insan” hatası olacak.

Seneler geçti ve artık elimizde kıyaslamalarla sonuçlara ulaşabileceğimiz önemli doneler var.

En taze örneklerden birisi, geçen seneki Beşiktaş-Gs maçında Veli ile Sneijder arasındaki pozisyonun çok benzerinin bu seneki Fb-Beşiktaş maçında Sosa ile Volkan Şen arasında yaşanmış olması. Aynı hakem, farklı iki karar ve kararların ikisi de Beşiktaş’ın aleyhine. Üstelik bu hakem kimsenin yere göğe koyamadığı Avrupa’daki gururumuz, medyanın göz bebeği hakem. Avrupa’daki maçlarında bu tip çifte standartları göremiyorsunuz! Görseniz, oralara gidemez zaten.

İkinci taze örnek geçen haftaki Fb-Braga ve Kayserispor-Fb maçlarından geldi. Çok çarpıcı idi.

Perşembe günü Fb-Braga maçında Fb’li Şener taç atışını yerinden oldukça ileride kullanınca, maç boyunca formaya, seyirciye, skora, oyuncunun ismine, dakikaya bakmadan gördüğü her pozisyonu oyun kuralları penceresinden yorumlayan Fransız hakem hemen düdüğünü çaldı ve tacı Braga’ya verdi.

Üç gün sonra aynı stada zavallı Kayserispor geldi. Bu defa durum 0-0 iken Fb’li Hasan Ali tacı hayli ileriden kullandı ama tabii hakem oralı olmadı. O taçtan çıkan top gitti Kayserispor’un eksik kalmasına yol açan pozisyon oldu, maç da orada bitti. Alın size şeytani detaylar.

Üçüncü örnek de geçen gece yaşandı. Fb’ye uydurulan penaltıları gülerek izlerken Trabzonspor-Beşiktaş maçında verilmeyen Beşiktaş penaltısını gördünüz değil mi? Galiba sadece orta hakem görmedi. O hakem ki, üç sezon önce Burak’ın kendini yere atışını görmemiş, geçen sene Emre’nin “fuckoff” höykürüşlerini duymamıştı.Heyhat, 2008’de Rüştü’nün göğsünden seken topu da el görmüştü. Türkiye’de futbol denince beş duyu bile bilinen anlamını kaybediyor, başka bir şey oluyor.

Beş demişken… Beşinci hakem ne iş yapar diye serzenişte bulunmak öyle saçma ki… Sahanın tüm çizgilerini hakemle çevirseniz, bu rekabet ortamında o penaltı görülmez. Mesele başka. Mesele, hakemlerin takımlara olan hiyerarşik bakışı yüzünden konjonktürel olarak değişen karar standartları.

Gene de tekrarlayayım… Şu ana kadar bu sezon için hakemlerin Beşiktaş’ı paçasından çektiğini söylemek yanlış olur. Paçadan çekmek nasıl olur çok izledik. Bunu öpüp başımıza koyuyoruz.

Son olarak medyadaki Fb kabarmalarına da dikkat çekmek lazım.

Beşiktaş’ın dört sezondur üstüne koyarak buraya getirdiği ve kadro mühendisliği bilinci ile kurulan takımı, biten stadı, adımlarını ölçerek atan yönetimi, sponsorların ilgisi, camianın başarıya olan hasreti ve Fb’nin aksine kulübün başarılı olurken topluma yaydığı sempati medyada “Beşiktaş bu sene şampiyon olursa arkası gelir” endişesi yaratmış görünüyor.

Geçenlerde TRT Ankara Radyosu’nda bir spor programına denk geldim. Kim olduğunu bilmediğim bir yorumcu şu mealde dedi ki: “Ben bu tip komplo teorilerine itibar etmem ama sosyal medyada Trabzonspor’un maçı Beşiktaş’a bırakacağı söyleniyor. Bu tip şeylerin o ekranlarda kalmasından ve gündeme taşınmamasından yanayım.”… E ama sen taşımadın mı şimdi bunu gündeme? Ne olacak şimdi?

Bu arada, Fb Yöneticisinin de bu yönde attığı tweet aslında ne ile rekabet etmeye çalıştığımızı gösteriyor.

Kafasını kuma gömmüş Fb usulü kendine Müslüman rekabet anlayışı!…“Tarlaların yeşillenmesi” tabirini beş sene önce ülke futbol gündemine Werder Bremen sokmuştu zaten!

Bir örnek daha vereyim…

Geçenlerde gene TRT’de bir radyo programında adını bilmediğim bir yorumcu kabına sığamamış şekilde Fb’nin Avrupa’daki ilerleyişini överken hızını alamadı ve şu mealde konuştu: “Bu takımın ligde 8-9 puan önde olması gerekirdi. Artık neden öyle olmadığını da yarışın keyfini bozmamak isteyenlere sormak lazım”.

Şaka gibi değil mi? Ancak size şaka gibi gelen şey bu ülkenin hazin gerçeği.

Bu ülkede futbol işte bu kadar.

Medya, hakem, Federasyon arkanızda ise Barcelona’yı pilot takımınız olarak bile görebilirsiniz.

Ki Fb camiasının böyle şeylere inanmaya ne kadar müsait, uçuşa hazır bir DNA’sı olduğu malum.

Özetle, Beşiktaş için başka formül yok…

9’da 9.

Bunu ülke sporu açısından yorumlayacak olursak şöyle diyebiliriz: Ya 9’da 9 ya aynı terane!

Cengiz Gürsel

  • Beğenenler
  • Hakan ertas
Cevapla