Beşiktaşlılığın algoritması
13 Nisan 2015 güncellendi Futbol
7 7 Nisan 2015

Selamlar, sevgiler;

Genellikle maç öncesinde tv’de Beşiktaş kadrosuna bakarken, kulübedeki isimlere “maç sıkıştığı anda çözücü olabilecek kim var” gözüyle bakarım.

Başakşehir maçında ise kulübedeki isimler sıralandığında aklıma ilk gelen “skoru alabilirsek nasıl koruruz” düşüncesi oldu. Sanki puan kaybetme olasılığı yüksek bir UEFA Kupası maçı gibi.

Rakibi abarttığım zannedilebilir.

Başakşehir ligin en az gol yiyen takımı. 26 maçta 18 gol yemişler. 26 maçın 15’inde kalelerinde gol görmemişler. Maça bakıyorsun, sahaya yerleşim, kendine güven, fizik kalite, planlı oyun ne ararsan var. Herkes bölgesinin adamı ve maksimum verimle kullanılıyor. Yetmiyormuş gibi, Mehmet Batdal da çok gününde ve gelen her topu indiriyor, yumuşatıyor, kullanıyor, devamlı tehdit olarak kalıyor.

Özetle, ligin en sert maçlarından birini oynuyorsun. Kazanman ekstra…

Bu sürpriz miydi? Hayır…

Bu maçta attığın atacağın bir golü kovalayacağın açık. O halde bu ekstra maçı kazanman için öncelikle kucağında nur topu gibi bir ön koşul var… Gol yemeyeceksin.

Yetmez!… Gol için de iki şeyden birisini başarman lazım. Ya Brugge maçındaki Motta’nın golü gibi bir ekstra yapacaksın ya da rakip hata yapacak.

Beşiktaş ön koşulu yerine getirdi ve maçı gol yemeden tamamladı. Başakşehir’in girdiği 3-4 pozisyon var ama bu pozisyonlar zaten her maçta “pakete” dâhil. Orada sürpriz yok.

İlk yarıda iki ekstra şansı da yakaladı Beşiktaş. Birinde Töre’nin adam eksiltmesi ile yarattığı pozisyonu Sosa ve Olcay bitiremedi, diğerinde Sosa’nın kendi yarattığı pozisyonda son vuruşu kötüydü. Böylece bu canlarımızı da kullandık, geriye kaldı rakibin hata yapma olasılığı.

O da ikinci yarının ortasında ayağımıza geldi ve Başakşehirli Yalçın penaltıyı yaptı. Yaptı da ne oldu? Hakem gözünün önündeki pozisyona devam diyerek ligi iyiden iyiye “dördüncü yıldız”sezonu haline soktu.

Bu maça “3-0 kazanılacak maç” muamelesi yapanlara hayret ediyorum. Bu maçın böyle olacağı aylardır belliydi.

Ben de, “biz Beşiktaş’ız, şampiyonluk söz konusu ise Başakşehir sorun olmamalı” demeyi biliyorum. Elimdeki takım MAF’lı Beşiktaş ya da yüzüncü yıl şampiyonu Beşiktaş olsa idi eyvallah. Ancak, köprünün altından çok sular aktı.

Bugün Türkiye liginde gününde bir Başakspor’u hiç sıkıntıya girmeden net yenecek takım yok. Beşiktaş da böyle bir takım değil, sarışınlar da. Başakşehir ve benzeri takımların karakteri ile Beşiktaş’ın eksik yönlerinin karşı karşıya geldiği her maç böyledir. Bursaspor maçında da durum bu idi. Dünkü maçın da gerçeği budur. Gerisi, üzerinde birleşeceğimiz ya da ayrılacağımız teknik detaylardır.

İlk yarıda Sosa, Atiba, Tolgay, Töre iyi oynadı. İkinci yarıda Sosa ve Töre durdu, Tolgay çıktı ve zaten ortada giden maç iyice çıkmaza girdi. Yalnız 70’ten sonra rakipte Visca ve Mossoro bayağı yoruldu ve serseri topları kapmaya başladık. O ara bir yumruk vurabilirdik.

Aklıma takılan sorular şunlar oldu:

1. Tolgay sahanın en iyilerindendi, neden çıktı? Sakatlığı vardı ve yeni iyileşmişti; sıkıntı orada olabilir mi?

2. Sosa ilk yarıda iyi idi ama belli ki bu bel sakatlığı adamı 90 dakika oynattırmıyor. O zaman neden ikinci yarıda Sosa çıkmadı?

3. Ba neden bu kadar durgun? Kalksın bu maçı 3-0’a getirsin demiyorum elbette ama en azından rakibi o ihtiyaç duyduğumuz hataya zorlasın, ısırsın… Ba’yı tartışma zamanı geldi.

4. Acaba Olcay’ın yerine Kerim mi girseydi?

Beşiktaş’a bakışımız ne kadar oynak olabiliyor düşünsenize… Sosa atsa ya da hakem hakemlik yapıp gözünün önündeki dana gibi penaltıyı verse ve maçı kazansak ne konuşacaktık ama şu andaki gündemimiz ne!

Olcay’ın yerine Kerim girse ve galibiyet gelmese ben dahil “neden Oğuzhan girmedi” diyecek tonla adam çıkacaktı.

İkinci yarıda 4-4-2’ye dönmesek “neden bunu da denemedin” diyecek, Cenk yerine Pektemek’i alarak dönse ve maçı kaybetsek “bu adamdan hala ne bekliyorsun” diyecek, maçı kazansak “Pektemek’i de kazandı helal” diyecek bir sürü adam çıkacaktı.

Bunlar iki yüzü olan konular. Asıl skora ve puan durumuna bakmadan şu sorunları görmek lazım.

İlk sorun ve hayal kırıklığı Sosa ile Ba… İlk yarıda kaliteyi artırdılar, seri galibiyetler geldi, ikinci yarı durdular yük Gökhan’a, Tolgay’a bindi ve araba yalpalamaya başladı. Sosa’nın devamlılık ve son vuruş problemi var. Nasılsa orta saha oyuncusu demeyin, şampiyonluklar orta sahanın skora doğrudan yaptığı katkıyla gelir. Ba ise 0’dan 100’e bir dakikada çıkan araç gibi. Form tutacak diye sezon geçiyor.

İkinci sorun, kanatların çalışmıyor olması. Bu da, Başakşehir gibi sahaya yerleşimi çok iyi olan takımları yenebilmek için rakibi hataya zorlayacak alternatiflerimizi sınırlıyor. Geriye göbek kalıyor.

Üçüncü sorun, gol noktasında. Haydi Ba formsuz, Pektemek zaten dünya futbol tarihine geçti geçecek… Cenk’in uzak direğin oradan outa giden şutunun kalitelisini çekebilecek bir alternatif golcü bulmak bu kadar imkânsız mı?

Beşiktaş’ın en büyük eksiği sahada işler kötüye gittiğinde “laannnn” diye bağırarak oyuna ağırlığını koyacak, o ekstrayı yapacak, küfürbazın küfrünü ağzına yapıştıracak, duymayan, görmeyen hakeme isyan ederek oynayacak oyuncu. İlhan, Pascal, Sergen, Pancu, Şifo, artık her kimse… Tarihte örnekleri çok.

Kaleci ve savunmaya girmiyorum. Sivok aylar sonra oynamasına rağmen başarılı, Ersan iyi, Serdar ve Motta kötü idi. Kaleci için ise Allah yolunu açık etsin ve inşallah performansı ile bana önyargılarımı yuttursun diyorum. Zira, ben kaleci konusunda ön yargılı adamım. Bana göre üst düzey hedeflere yerli kaleciyle gidilmez.

Bu arada, bence MHK standartlarına göre en az “sekiz nokta iki”lik bir hakem yönetimi vardı. Daha verilmeyen penaltıya gelmeden, türlü türlü numune çifte standartlar vardı. Maçı izlerken şu soruları not ettim:

1. İlk dakikalardan 90+4’e kadar zaman geçiren, arkadan fauller yapan Başakşehirli Sedat’ı maç boyunca uyardı. Acaba maçtan sonra evine gittiğinde uykusunda falan Sedat’a uyarılar yapmaya devam etmiş midir?

2. Olcay’a yapılan ve kırmızı kart gerektirecek olan arkadan itmeye devam derken, son dakikada çok daha tehlikesiz bir bölgede Atiba’ya yapılan benzer itmede faulü verdi. Atiba’ya faulse neden Olcay’ınki değil? Yok Olcay’ın düşüşü abartılı ise Atiba neden faul?

3. Başakşehirlilerin daha ilk yarıdan itibaren zaman geçirmesine karşılık kart gördükleri dakikanın 88 olması normal midir?

Kabul edelim… Bu ligde bazen avaz avaz edilen küfürler duyulmuyor, bir penaltı görülmemiş çok mu? Yeryüzünde bazen beş duyunun kifayetsiz kaldığı tek lige sahip olmanın tarifsiz coşkusu içindeyiz!

Bakınız, Fb maçını, hakemin küfür eden oyuncuyu atmamasına rağmen Biliç’in tercihleri yüzünden kaybettik. Maçın skorunu hakem hatasından çok Biliç hatası belirledi. Çünkü o maç Beşiktaş’a daha yakındı. Dünkü maç Beşiktaş’a daha uzaktı ve bu nedenle verilmeyen penaltının puan kaybındaki payı daha büyük oldu. Çıkarın formaları, derbi merbi unutun, Başakşehir maçı Fb maçından daha zordu, hakem hatası kaldıracak maç değildi.

Tahminim, lig bundan sonra artık dördüncü yıldız eksenine oturur. Muhtemelen Beşiktaş’a stadsız bir ortamda lige kattığı “renkten” dolayı teşekkür edilir, duyulmayan küfürler, görülmeyen penaltılar, milyonda bir cezalandırılan çizgiye basmalar falan tarih olur.

Ayrıca, muhtemelen futbolumuzdaki her türlü çarpıklığın nedenlerini tartışırken suya sabuna dokunmadan bol bol “biz neden böyleyiz ama yaaaa” diye hayıflanılır ama konunun özü olan rekabetçilik düzeyi perişan bir futbol düzenine sahip olduğumuz gerçeğine hiçbir zaman inilmez.

Bu arada bizler de “Biliç ile olmaz”cılar ile “asıl Biliç ile olur”cular arasında tartışmaya, Biliç’in durumuna göre de yeni sezonun geyiklerini açmaya başlarız.

Beşiktaşlılığın algoritması böyle; şaşmaz.

Cengiz Gürsel

  • Beğenenler
  • Mutlu demirbaş
Cevapla
0 9 Nisan 2015

Başakşehir maçları bizim için hiç bir zaman “garanti 3 puan” olarak düşünülemeyecek maçlardan biridir. Bu durum adı İBB olduğu dönemde de aynıydı. Bu nedenle bence “1-0 olsun bizim olsun” mantığında bir maçtı. Fikstür açıklandığı zaman da tahminim kimse bu maçlar için 6 puan cepte dememiştir.

Sadece bu maçın oynandığı zaman ve puan durumu bize farklı yansıyabilirdi diye düşünüyorum. Son 9 maçın kalmış olması ve şampiyonluk ihtimalinin en az diğerleri kadar olması farklı bir motivasyon ve güç getirebilirdi. Taktik, oyuncu değişiklikleri, hakem kararları derken, ben oyuncularda 9′ da 9 yapacağız hırsını göremedim.

  • Beğenenler
Cevapla
İptal
0 9 Nisan 2015

Cengiz;

3 hafta önce bu takım Çeyrek Final arıyor, ligde lider konumdaydı.
Puan kayıplarından sonra , şimdi ki konum biz taraftarları bile içinden çıkılmaz hale getirmişken takımı tekrar havaya sokmak inanın çok zor. Umarım rakiplerimiz kaybeder , bizde kalan 8 maçı 1-0 alırız. Bu yıl şampiyonluk hatta şampiyonlar ligi bize nefes aldırır.

  • Beğenenler
Cevapla
İptal
3 10 Nisan 2015

Sn Çörekçi, Abdullah Avcı Türkiye Ligi’ni bilen ve bu ligin standartlarında iyi takımlar kurabilen, doğru oyunu oynatabilen bir teknik adam. Beşiktaş da artısı ile eksisiyle ne olduğu belli bir takım. Bu ligi takip eden herkes biliyordu ki bu maç sıkıntılı geçecekti. Kazansak bugün neler konuşuluyor olacaktı. Galibiyete ve başarıya çok duyarlı bir eleştiri tarzımız var. Biliç’in özellikle derbilerde oyunu bizim istediğimiz gibi okumaması ya da ne bileyim değişikliklerde geç kalması, A oyuncusu yerine B oyuncusunu oynatması puan kaybı halinde bizleri hemen “sil baştan” noktasına götürüyor. Beni rahatsız eden bu.

Eleştiriye saygım var ve çoğu eleştiriye katılmamak da elde değil. Ancak, Biliç ile olmaz dediğimiz anda şu kısa zamanda Biliç ile yapılanları da es geçiyoruz ve zaman kaybediyoruz. Beşiktaş için en kıymetli değer zaman. Biliç ile olmayacaksa, alınan mesafeyi kaybetmeden kimle devam edilmesi gerektiğini de düşünmek gerekiyor. Sadece yıkarak bir yere varamayız.

Altay Başkan, bu sene şampiyonluk olasılığı iyice düştü. Ancak, ben bu seneye kayıp gözüyle bakmıyorum. Forumda, Hakan Ertaş’ın, tüm yolların üçüncülüğe çıktığını anlattığı harika bir yazısı var. O kadar çarpıcı ve o kadar düşündürücü bir yazı ki, tekrar tekrar okudum, hatta Beşiktaşlı arkadaşlarla sohbetlerimizde referans aldım. Yalnız eğer aldığımız mesafeyi kaybetmeyecek isek bu seneki üçüncülük bence boşuna değil.

Hiç bir şey bir sezonda bir anda olmuyor. Beşiktaş’ın yeniden yapılanma sürecinde bu sene üçüncü sezonu. Taş üstüne taş koyduğumuz her sezon kazançtır. Buna adım adım ilerleyen bir proje gibi bakmak lazım ve bunun için takımın başında bir proje adamı olmalı. Ben Biliç’i böyle bir teknik adam olarak görüyorum ama kendisiyle devam edilmeyecekse de anlaşılacak kişinin Beşiktaş’a mesafe kaybettirmeyecek nitelikte olması lazım. “Sil baştan”cı bir yaklaşım bize pahalıya patlar.

Benim gördüğüm, Yönetimi üç konuda hayati karar ve icraatlar bekliyor

1. Biliç ile devam edilmeyecekse üç senede oluşmuş kadroyu üzerine koyarak devam ettirecek doğru teknik adamla anlaşmak. Kadroda neyin eksik neyin fazla olduğu ortada. Bana göre Fb ve Gs’ye göre potansiyeli daha yüksek bir kadromuz var. Burada geriye düşmeden kadroya takviye yapmak.

2. Stat konusunu artık mutlu sona ulaştırmak.

3. Gs ve Fb’nin arkasındaki hakem desteğini veri almayı bırakıp, Federasyon ve MHK nezdinde, ligde artık daha düzgün ve hataları eşit dağılan hakemlik anlayışının hakim olmasını sağlayacak girişimlerde bulunmak.

Hatta bana sorarsan, bu son maddeyi en başa koyarım. Bence, hakem kararlarındaki çifte standartlar düzelmedikçe tesisleşmede ve transferde kaydedilecek başarılar havada kalmaya devam eder. Çünkü futbol düzenimiz iki kulübün başarısı üzerine kurulmuş çarpık bir rekabet anlayışı üzerinde oturuyor.

70 milyonun duyduğu küfürleri duymayan hakemlerden, sadece kınamayla geçiştiren Federasyondan, küfreden, kendini yere atıp penaltı çalan oyuncuyu savunan Yöneticilerden bahsediyoruz.

Rakiplerinin bu derece kollandığı bir ortamda Beşiktaş’a stat yaptı, sağ bek aldı diye futbol oynatmazlar.

Yani bence.

Saygılar,

Cengiz Gürsel

11 Nisan 2015

Değerli Cengiz Bey , öncelikle 3. sezon yazımı beğenmenize çok sevindim. Emenike ” ben de yazıyozzz , yazıyozzz ; kimse okumuyo , yorum yapmıyo ” moduna girmiştim. 
Beşiktaş adamı şair de yapar , yazar da yapar , sanatçı da yapar , düşünür de yapar , kanser de yapar ! Bu kadar stres bir yerden patlamalı. İçimizde kalırsa bittik maazallah. 

Ben sizin yazdıklarınız üzerine kendi son fikirlerimi şöyle ifade etmek isterim. 
Mühendislikte “fuzzy logic” diye bir şey var. Burada detaylı açıklamam mümkün değil. Dileyenler wikipedia veya vikipedi sayfalarına bakabilirler. 
Normal hayata uyarlandığında aşağı yukarı şöyle ifade ediliyor. Her şey tam iyi (1) ya da herşey tam kötü (0) değildir ve hayat fonksiyonunda sürekli değerleri ( ait olduğu küme ) değişir. Yani her yeni parametre değişiminde fonksiyon yeniden hesaplanmalıdır.
Yani Biliç’in gitmesi ne iyi ne de kötüdür. Kalması da ne iyi ne de kötüdür. Fonksiyon (hayat) her değişiklikte yeniden hesaplanmalı karar her defasında gözden geçirilmelidir.

Biliç’in bu takıma büyük kazanımlar sağladığı çok çok çok doğrudur. Ancak bundan daha ileriye bir kazanç sağlayabilecek midir ? Bu da sezon sonunda ibrenin yukarıyı mı ya da aşağıyı mı gösterdiği ile doğrudan bağlantılıdır.

Ben Biliç’in gitmesini istemiyorum. Ancak Bir Teknik Direktörün bir takıma TAKTİK ANLAMDA sağlayacağı EN BÜYÜK katkı İLK SEZONUDUR. Ondan sonra T. Direktör keskinliğini yitirip takıma adapte olmaya , takıma yaklaşmaya başlar. Bu tıpkı çok zeki bir öncenin kendinden çok daha düşük seviyede öğrencilerin öğrenim gördüğü bir sınıfa dahil olması gibidir. O öğrenciyi geliştirecek , bileyecek , keskinleştirecek şartlar olmadığı için öğrenci geri gider , ufku daralır , dünyası normalleşir. Takımın (sınıfın) seviyesi de o zeki öğrenci sayesinde bir miktar yükselir ancak o zeki öğrencinin seviyesi de sınıf (takım) yüzünden geriye gider. 

Biliç Hoca taktik anlamda tam istediğimiz noktada değil belki ama kulüp olma , takım olma , adalet vb. alanlarda Beşiktaş A takımına çok şey katmıştır. Bundan sonra da katabilir. Ancak Türkiye Ligi için daha cin , daha kurnaz , daha pratik bir T. Direktör’e ihtiyacımız vardır. Ben bu noktada yine fuzzy logic düşünüp Biliç Hocayı ve kazanımlarını komple yoketmek yerine onun yanında yerli ve hakikaten sonuç üretebilecek bir yardımcı vermemiz gerektiği fikrindeyim. İlla ki bunun doğru olduğunu da iddia etmiyorum. 

İyi düşünüp , çok tartışıp , çok danışıp karar vermek lazım. 

Saygılarımla
H. Ertaş

12 Nisan 2015

Biliç, yardımcı hoca istemiyor, istemedi, istemez de, hele bu saatten sonra hiç istemez. Başarı gelirse, gelen hocadan olur, sonra defterini dürerler adamın da ondan.

Biliç, 1,5 yıldır yazdığım gibi, kenardan takımı iyi yönetemiyor, oyuncu seçemiyor. taktik varyasyon yok

Yerli yardımcı hoca yerine yerli teknik direktör en az Biliç kadar iş yapardı bu takımda…

Bu nedenle, Lucescu olmayacaksa, Sergen veya Şifo diyorum, başka bir şey demiyorum…

13 Nisan 2015

Cengiz Bey,

Biliç’ i her durumda eleştirmek, yaptığı veya yapmadığı değişikliklere göre hemen kesin yorum yapmak taraftarı değilim. Bir kaç maçta hata yapmış olabilir evet, ancak bu durum teknik direktör değişikliğine sebep olmamalı. Brugge ve Fenerbahçe maçı haricinde de Biliç’ in hatası dediğim bir maç hatırlamıyorum zaten.

Ben son maçlara girilirken artık topun gerçekten oyuncularda olduğunu ve Başakşehir maçında bunu kendi adıma göremediğimi, hatayı sürekli Biliç’ de aramanın çok da mantıklı olmadığını belirtmek istedim. 

Türk yardımcı ise ileride iki başlılık yaratacağından bence düşünülmemeli. Yerli Teknik direktör diyorsak da istatistiklere bakmakta fayda var; Rasim Kara döneminden sonra bir sezon Mustafa Denizli var sadece. Sergen efsane bir futbolcu ancak teknik direktör olarak Beşiktaş’ a gelecek bir kariyeri henüz yok. Rıza Çalımbay’ a yapılanlar da ortada. Kaldı ki Türkiye’ de yerli teknik direktörler (Fatih Terim hariç) çok kolay yıpratılıyor.

Bence bütün sezon boyunca kaliteli oyuncu eksikliği yaşadık. Gerekli  takviyeleri yaparak yola Biliç ile devam etmek, uzun vadede başarı getirecektir…

Daha fazlasını görüntüle
  • Beğenenler
Cevapla
İptal
0 13 Nisan 2015

Abi kendince tavırlara kapılma, evet belki yorum yapamıyoruz fakat yazdıklarını okuyoruz.
Ahmet Erman okuyacak halimiz yok ya?
Lütfen…

  • Beğenenler
Cevapla
İptal