Biraz saygı
16 Aralık 2015 güncellendi Futbol
0 16 Aralık 2015

Selamlar, sevgiler;

Benim bildiğim, Beşiktaş’ın Gs’yi mağlup etmesi için daha iyi bir takıma sahip olması yetmez.

Bu nedenle, itiraf edeyim, Gs galibiyetini beklemiyordum. Ancak sağlam nedenlerim vardı.

Bir defa zamanın bize öğrettiği, işin içinde CL, yani para varsa maddi olarak zorluk çeken bir Gs bu kadar geriye düşmez, düşemez! Bu, medyanın sarı renkli rating takıntısına da ters!

İkincisi, Beşiktaş’ın son senelerdeki derbi oynama pratiği (hele hele bu derbi Gs ile ise) çok kötü. Son sezonlarda final denebilecek neredeyse tüm maçları kaybetmiş bir Beşiktaş var. Kötü oynayarak kazanma şansı zaten sıfır. İyi oynasa, hatta öne bile geçse ya Burak Yılmaz kendini yere atıyor penaltı veriliyor ya sahaya kim olduğu anlaşılamayan adamlar giriyor ya Delgado, Veli falan saçma sapan atılıyor, meteor düşüyor, yer yarılıyor, bir şekilde mağlubiyet geliyor.

Üçüncüsü, Beşiktaş moralsiz. Kalecisi olmadığını acı bir tecrübeyle öğrenmiş olmanın psikolojik çöküntüsü ile Avrupa’nın en uzak deplasmanından dönüyor ve üç gün sonra derbiye çıkıyor.

Dördüncüsü, Beşiktaş lige iyi giriş yapan, bu haftaya kadar ligi domine eden çıkıştaki takım. Gs ise inişli çıkışlı gidişatının sonucunda teknik adamını değiştirmiş takım.

Sonuncusu da, Gs’nin o yeni teknik adamı, tüm bunların gayet farkında olan ve ligi çok iyi tanıyan Mustafa Denizli.

Maçı kaybetmemiz için tarihten gelen ne kadar koşul varsa yerine gelmiş, ne bekleseydim?

Maçı 95 dakika boyunca bu psikoloji ile izledim. Önde olduğumuz bölümde de “hah şimdi bir şey olacak” beklentim hiç bitmedi!

Ancak, sahada olanlar bu klasiklerin dışındaydı.

Örneğin, Beşiktaş Mustafa Denizli’nin de beklediğinin aksine maç boyunca fizik olarak hiç düşüş yaşamadı. Gs ilk yarıda yarı sahasına öyle bir gömüldü ki, Lizbon seyahatinin Beşiktaş üzerindeki yıpratıcı etkilerini bekledikleri çok açıktı. Bu olmadı.

Beşiktaş takımı, final maçları gerginliğini hiç hissetmeden maç boyunca sahaya hem iyi yayıldı hem de Günay hariç her oyuncunun maç boyu öz güveni yüksek idi. Bu da Beşiktaş’a daha iyi takım olduğu gerçeğini rakibe hissettirme fırsatı yarattı.

Ve en önemlisi, hakem iki tarafa yaptığı hatalara rağmen maçın skoruna etki edecek radikal hata yapmadan maçı bitirdi. Hatta bir hafta önce kart sınırındaki oyuncularımız çifte standartla eksiltilmemişti.

Çerçeve bu olunca geriye kazanmak kaldı. Bu maçta puan kaybetsek hakikaten yazık olurdu.

Beşiktaş bu maçla şunları anladı.

Bir… Beğenin ya da beğenmeyin stoperde Rhodolfo-Ersan ikilisi doğru ikili. Ersan’ın dönüşü büyük yarar sağladı. Beck ve İsmail savunmada hatasız oynayınca kaleci de rahatladı. Oraya uygun bir yedek transferi lazım, o ayrı.

İki… Bu takımın daha sezon başında yeni hedeflerine uygun yabancı bir kaleci transfer etmesi gerekirdi. Ligde şu ana kadar beş puanı kalecisizliğe kurban ettik! Bu maçta da yediğimiz gole bakın. Dört günde bir bunu yaşamaya mecbur muyuz!

Günay en son kızılacak adam. Aklıma 1998’de Fevzi’nin ıskaladığı top, daha bir hafta önce Lizbon’da, bir sene önce Brugge maçında Tolga’nın hatalı çıkışları vs geldi. Bu kulüpte kaleci konusuna ayrı eğilmek lazım.

Üç… Büyük maç oynayabilen, final maçı kazanabilen bir teknik adamımız var. Olumsuz koşulların daha da olumsuza gitmesi teknik adamı dağıtmadı. Bu çok önemli.

Ve dört… Beşiktaş orta sahası ligin en iyisi. Tahmin ettiğim gibi maçta asıl üstünlüğü Atiba-Oğuzhan/Chedjou-Selçuk eşleşmesinde sağladık. Mustafa Denizli, 2008’de Beşiktaş’a geldiğinde o bölgede Sivok’u oynatmış, devre arasında Ernst’i alarak Cisse’yi de kendine getirmişti. Muhtemelen Gs’de de bunu yapacak ama bu maçta Chedjou’nun orada oynaması lehimize oldu.

Burada bir parantez. Devre arasında Tolgay’ın takıma dönmesi ve form tutması bu takıma yeni transfer etkisi yapar. Oyuna Sosa’nın yerine Necip girerken, girenin Tolgay olduğunu düşünün. Veli de Atiba’nın yükünü alacak gibi dönerse orta saha zenginliği tavan yapar.

Beşiktaş’ta kötü oynayan yoktu belki ama Atiba ile Oğuzhan’ı ayrı bir yere koymak lazım. İsmail de çok iyi oynadı. Sosa ve Quaresma maçı çok istediler ve ellerinde ne varsa verdiler. Mario Gomez “gereğini yapan” adam olarak Demba Ba’nın bir hatta iki tık ilerisinde katkı yapmaya devam etti.

Gs, ilk yarıyı Beşiktaş’ı durdurma stratejisi ile geçirdi ve Muslera sayesinde bunu başardı. İkinci yarının başında Beşiktaş yarı sahasına daha çok adamla gelmeye başlamaları Beşiktaş’ta fizik düşüş olacağı varsayımına dayanıyordu. Böyle olmayınca da kalelerindeki tehdit daha da büyüdü.

Aslında piyangodan golle öne de geçtiler. “İşte makus talih başladı” dediğimiz bu anda Beşiktaş adına iki güzel şey oldu.

Önce bu gole çok erken ve güzel bir golle cevap verdik. Sadece iki dakika sonra şartların yeniden eşitlenmesi olası çöküntüyü engelledi. Bu golde Sabri’nin de Muslera kadar hatası vardı.

Sonra Şenol Güneş kimsenin tahmin edemeyeceği bir hamle ile oyuna Kerim’i aldı. Olcay’ın yerine giren Kerim de bu defa şansını iyi kullandı ve Beşiktaş Gs’nin üzerine yeniden ve çok doğru bindirmeye başladı.

Geçenlerde Şenol Güneş’in bugünlerdeki gerginliğinin altında Beşiktaş’ın müzmin üçüncü etiketi ile yüzleşmesi olduğuna dair düşüncemi belirtmiştim. Şenol Güneş samimi olarak bu illetle savaşıyor. Maçı kazanmayı kafasına koyduğunu 72. dakikada Gökhan Töre’yi oyuna alarak gösterdi. Mustafa Denizli de buna cevap vererek Yasin/Tarık değişikliğini yaptı. Heyecandan anlayamadık ve tadını çıkaramadık ama artık psikolojik üstünlük tamamen Beşiktaş’ta idi. Beşiktaş isteyen, Gs koruyan taraf olmuştu.

İşte iç ısıtan gerçek… Beşiktaş uzun zaman sonra ilk kez kenardan gelen oyuncuları ile büyük maç söküyor. Kulübe uzun süredir ilk kez derinlik kazandı. Bu makineyi Biliç ile Önder Özen yaptı ama Şenol Güneş yağladı ve çalıştırmayı başardı.

Yalnız bana katılır mısınız bilemem ama Şenol Güneş Sosa’nın oyundan düştüğü ikinci yarılarda Sosa/Necip değişikliklerini biraz geç yapıyor gibi. Sporting maçı gibi bu maçta da Sosa mücadele gücünü kaybetmeye başladıktan çok sonra oyundan çıktı.

Maçın bitiminde hak eden kazanmıştı ama Türkiye’de kazanan ya da şampiyon olan sarı renkli bir takım olmadığında futbol kamuoyuna bir haller oluyor.

Aslında yadırgamıyorum. Çünkü Beşiktaş için derbi demek hakem kararlarında çifte standart demek, maç öncesinde ve sırasında saçma sapan eksiltilmek demek. Herkes buna alıştırıldı.

Benim gördüğüm, bu maç hakem bakımından son senelerin en sorunsuz Beşiktaş derbisi idi. Muhtemelen bu garipseniyor.

Ya da şöyle söyleyeyim… Türkiye’de derbiler hep bu standartta idare edilsin ve en fazla bu maçtaki hakem hataları olsun, iki üç seneye futbolun marka değeri katlanır, dünyanın en büyük üç ekonomisinden birisi oluruz, Avrupa Birliği’ne gireriz falan!

Hakemin, ilk yarıda Mario Gomez’e gösterdiği sarı kart bence zorlamaydı. Bir gün önce Fb’li Caner’in hakemin yüzüne küfretmesinin cezasız kaldığı bir ortamda Gomez’in küfür etmeden kolu ile karara tepki göstermesinin cezalandırılması çifte standart oldu. (Bu ülkede Fb’li oyunculara küfürden kırmızı kart verilmiyor. Artık bunu kitaba yazsınlar da herkes rahat etsin).

Bu arada ilk yarıda iki pozisyonda Beşiktaş atağının hızını faulle kesen Gs’li oyuncular sarı kart görmeli idi. İsmail’i çizgide indiren Selçuk’un da sarı kart görmesi gerekirdi.

Zaten hakem muhtemelen bu sarı kart standartsızlığının etkisi ile ikinci yarının başında bu defa Gs’li Yasin’e bana göre yanlış bir sarı kart gösterdi. Selçuk’a gösterdiği sarı kart da yanlıştı. Bir de skor 2-1 olduktan sonra bana göre Gs’nin iki kritik duran topunu atladı.

Benim görebildiğim hakem hataları bunlar oldu. Öpüyoruz ve başımıza koyuyoruz. Biz neler gördük!

Mustafa Denizli’nin hakem çıkışı bence taktiksel. Bundan sonrasına yönelik bir düşüncesi olduğunu tahmin ediyorum.

Çünkü bu maçta misal, Selçuk’a yanlış gösterilen sarı kartın arkasına sığınıp hakemi eleştirenler tarih karşısında komik duruma düşerler.

Derbide hakem hatası skoru nasıl etkiler görmek isteyen asıl, 2008’de Ali Sami Yen’de Delgado’nun atılmasına, geçen sene Atiba’nın cezalı duruma düşürülmesine, küfürlerin, saha eşeleyenlerin forma rengine göre görülmemesine, gene geçen sezon Veli ve Sneijder’ın birbirlerine hareketleri sonrasında sadece Veli’nin cezalandırılmasına, kendini ceza sahasına atanlara verilen sahte penaltılara, Fernandes’in çıkış tünelinde sarı kart yemesine, Emenike’nin strip tease’inin görülmemesine ve nice çifte standarda bakabilirler.

Örnek çok bizde! Hem de öyle “kıyım kıyım” değil, “çatır çatır”…

Bir de muhteşem medyamız var… On numara! Yıllar geçiyor ama sarı aşkı değişmiyor. Bu ülkede futbolseverseniz sarı muhabbetine mahkumsunuz!

Beşiktaş zirveyi biraz domine etsin, hemen ligin rengi kaçar, neden böyle oldu, sarılar nasıl kurtulur vesaire!

Hafta boyunca gazetelere bakıyorsunuz, Gs ilk sayfada ön planda, moraller yerinde. Altında Beşiktaş’ta kaleci sorunu can sıkıyor, Kartal yorgun, Kartal bilmem ne… Hani altı puan farkla geriden gelen ve kazanmaya mecbur olan Beşiktaş!

Maç bitmiş, ertesi sabah NTV Spor’da saat 07:00’de maçla ilgili haberler başlıyor ve Beşiktaş ile ilgili yorumlara geçilmesi saat 07:45’i buluyor. O dakikaya kadar “Gs neden kötü, ne yapmalı, niye böyle oldu, şimdi ne olacak vah vah vs” dinlemeye mecbursunuz.

Çünkü, aslında bir gece önce Gs Türkiye liginde değil Avrupa kupalarında oynadı ve o maçı da kaybetti. Rakip Beşiktaş maçı kazandı, ülkesine döndü, artık bu maçın haberiyle ilgilenebilecek sadece Gs izleyicisi kaldı!

Hatırlatmakta fayda var…

Hormon basılmış Fb-Gs rekabeti üzerine kurulu yayıncılık politikasının temel taşı olan rating kaygılarına uymuyor olabilir belki ama…

Bu ülkede bir de Beşiktaş ve o Beşiktaş’ın milyonlarca seveni var.

Bu kulüp ve sevenleri hiç değilse şu maçtan sonra saygıyı hak etmiyor mu?

Cengiz Gürsel

  • Beğenenler
Cevapla