Hayırlısı
1 Kasım 2015 güncellendi Futbol
2 27 Ekim 2015

Selamlar, sevgiler;

Dokuz maçta alınan yedi galibiyet insanın içini ısıtıyor ama bu tablonun içine baktığımızda gördüğümüz detaylar insanın ayaklarını daha da bir yerden kesiyor.

Beşiktaş geçtiğimiz üç yıl içinde kadro mühendisliğinde doğruları daha fazla yapan ama yapamadıkları yüzünden maç ve sezon bazında finişi görme sıkıntısı yaşayan takımdı. Bu durum bu sene değişmiş görünüyor.

Peşinen hakkını teslim edelim ki bu durum Şenol Güneş’in eseri.

Beş gollü Antalyaspor galibiyetinin bize söylediği bazı gerçekler var.

Beşiktaş ligin en hızlı ve bilinçli hücum eden takımı. Oyuncu yapısı, hücumları rakiplerin tahmin edemeyeceği şekillerde gerçekleştirmesine müsait. Oyun içindeki yer değiştirmeler, hızlı pas trafiği ve dikine oynama becerisi lig ortalamasının üzerinde bir hücum zenginliği sağlıyor.

Ve dikkat, bu olurken Beşiktaş kanatlarını misal bir Fb kadar verimli kullanamıyor!

Savunma geçtiğimiz sezonlardaki kadar basit hata yapmıyor. Burada ilk tespit Rhodolfo’nun alıştıkça daha verimli oynamaya başlamasıdır. Brezilyalı, duracağı yeri çok iyi biliyor, hava toplarında iyi ve ayakları yumuşak. Topu oyuna başarıyla sokabildiği için Beşiktaş’ın son üç sezonda ezberine aldığı hızlı pas trafiği futbolu bu sene ikinci değil birinci bölgemizden başlıyor.

Rhodolfo’nun bir katkısı da Ersan’ın performansındaki artış oldu. Bunu da bir köşeye yazalım.

Zayıf halka olacağını düşündüğüm kaleci Tolga şu ana kadar kaleyi taşımayı başardı. Hatta kırılma anlarında takıma elinin değdiği maçlar oldu. Tahtaya üç tık!

Beşiktaş’ın en sorunlu bölgesi olan beklerde ise savunma anlamında büyük bir sıkıntı görülmemekle birlikte, Beck’in Rize ve Antalya maçlarında hücumdaki yükselen form grafiği umut verici. Antalyaspor maçında Gomez’e verdiği gol pasında topun önüne iğne çıksa delikten geçerdi!

Antalyaspor maçının bize gösterdiği bir gerçek de takım bütünlüğünde kaydettiğimiz mesafe idi. Takım içinde yapılan değişiklikler oyun bütünlüğünü bozmuyor. Bu büyük bir silah.

Şenol Güneş, formunda düşüş olan oyuncuyu hemen kenara alıyor. Quaresma Rize maçına yedek başladı. İsmail iki maçtır Tosic’i kesti. Dün de, İzlanda maçındaki kırmızı karttan bu yana sahada hayalet gibi duran Töre ve Moskova deplasmanındaki silik oyunundan dolayı Sosa kadroda yoktu.

Bu konuya olan yorumunuz, konuya nereden baktığınıza bağlı. Şenol Güneş bu rotasyonları yaparak risk aldı ama takımı hazır tutmayı başardı. Ancak, alınacak en ufak olumsuz skorda “takımla bu kadar oynanır mı” eleştirileri gelecekti.

Misal Necip…

Dün gecenin çok iyi oyuncularından birisi idi. Ancak, hepimiz de biliyoruz ki Necip, ilk onbirde gördüğümüzde bize “eyvah” dedirten bir oyuncu. Şenol Güneş Sosa’nın yerine Oğuzhan’ı ileri sürüp Atiba’nın yanına Necip’i koyarak aslında risk aldı.

Atiba ve Oğuzhan demişken… Atiba’nın meslek ahlakına zaten hayrandım. Ancak, bu adam ilk dokuz haftada başka bir şey oynadı!… Dün geceki performansı ve dokuz haftalık istatistikleri inanılmaz. Dakika 92 ve hala her topa iştahla atlayan, alan kapatan, pozisyon hazırlayan adam konumunda. Tek eksiği şut. Böyle giderse tarihte Giunti ve Ernst’in yanına adını altın harflerle yazdırır!

Oğuzhan ise sezon başı tahmin ettiğimiz gibi Şenol Güneş ile kendini buldu. At sahibine göre kişniyor. Fizik olarak güçlenince ayaklar doğruları daha çok yapar oldu ve en önemli aşamayı da ufak ufak takımın lideri olmaya başlayarak gerçekleştirdi. Tolgay takıma dönünce oluşturacakları ikiliyi heyecanla bekliyorum. (Benim ideal orta saham: Tolgay-Atiba-Oğuzhan).

Başka bir olumlu tespit, bu sene az sakat veriyor olmamızın kadro istikrarını beraberinde getirmesi. Bunun kulübe, kadrodaki oyuncuları en verimli şekilde kullanmak ve bol kepçeden oyuncu transferiyle kadro şişirmenin önüne geçmek gibi ekonomik dönüşleri var.

Dokuzuncu haftaya geldik ve ilk mecburi rotasyonla karşılaştık. Dün gece kart cezalısı durumuna düşen Ersan’ın yerine Kasımpaşa maçında Milosevic oynayacak. Stoperler rotasyona tabi tutulması daha riskli olan bölge. Burada Pedro Franco’nun gözden çıkarılması ile seçenek üçe düşmüştü ve Milosevic’in ne yapacağını bilememek tedirginlik yaratıyordu. Şimdi Milosevic de sahneye çıkıyor.

Bir de Beşiktaş’ın uzun süreden beri ihtiyaç duyduğu golcü mevkiinde Mario Gomez’in yaptığı devrimi not edelim. Sağ, sol, kafa golün her türlüsünü rahatlıkla atabiliyor ve benim gördüğüm, ceza sahası üzerinde karambollerde bile kalecinin kör noktasını bulup topu oraya gönderme becerisi ile Beşiktaş’ın başına gelen en güzel şeylerden birisi Mario Gomez.

Gelelim olumsuzluklara…

Sol kanat Beşiktaş’ın en sorunlu bölgesi. Üç oyuncu içinde komple diyebileceğimiz birisi yok. Bu üçlü içinde bana göre en faydalı olacak adam Motta olurdu ama Şenol Güneş ondan vazgeçmiş görünüyor. Bu durumda beğenelim ya da beğenmeyelim İsmail orada banko oynar. Zira, Tosic’in orayı doldurmasını beklemek bana lüksmüş gibi geliyor.

Olcay bu sene ve hatta geçen sezondan bu yana bir türlü ritmini bulamadı. Dün akşam Antalyaspor’un beraberlik golünden hemen önce kaçırdığı golün arkasından geriye koşmaması İsmail’i yalnız bıraktı ve Eto’o da faturayı kesti.

Teknik Direktör rotasyonda çok dikkatli ve yeri gelince riskten de kaçmıyor. Ancak, Kerim Frei biraz ihmal ediliyor gibi. Bana göre Oğuzhan ile birlikte aşama yapabilecek oyuncularımızdan birisi. Şans bulsa Quaresma, Töre, Olcay üçlüsünün arasına rahatlıkla girebilecek bir oyuncu. Dün yaklaşık 25 dakika oynayabilmesine çok sevindim.

Rotasyonda Tolga-Günay, Beck-Serdar ve Mario Gomez-Pektemek ikilileri korkutuyor. Cenk’in hırsı ve kenardan gelip bu kadar gole ulaşması çok güzel ama arkadan gelen üçüncü oyuncunun Pektemek olması düşündürücü.

Maçın hakemi korkulan gibi çıkmadı ve hayrettir ki Beşiktaş’ın kazanarak puan farkını dörde çıkartacak olmasından etkilenmedi. Rhodolfo ve Ersan’a gösterdiği sarı kartlar yanlıştı. Bence Eto’o’nun penaltı itirazı doğru değildi. Hatta Necip’in golünden önce Ersan’a yapılan penaltıyı vermedi ama Necip’in golü pozisyonu toptan kurtardı.

Bu sene şu ana kadar hakemlerle barışık bir Beşiktaş izliyoruz.

Son olarak, dün akşam Beşiktaş’ı izlerken enteresan bir ruh halinde olduğumu fark ettim.

İlk dokuz haftada, 2003 ve 2009’da olduğu gibi Beşiktaş’ın karşısına çıkmayan bir hakem hataları dağılımı söz konusu.

Takım azami verimde hücum ediyor ve basit pozisyon vermiyor. Puan farkı dörde çıktı. Beşiktaşlı için hayat tarihi ortalamanın üzerinde iyi gidiyor gibi ülkemiz sporunun endüstriyel doğasına aykırı bir görüntü var!

Hani negatif enerji yaymak, durduk yere kafa bulandırmak istemem. Ancak, nedense bana her an bir maçta üstümüze kart yağacak, penaltılarımız üst üste verilmeyecek, kim olduğu hiçbir zaman anlaşılamayacak olan birileri sahaya dalıp kulübe ceza aldıracak, rakip oyuncular küfredip, saha eşeleyip, forma çıkartıp atılmayacak, rakipler son dakikada uydurulan penaltılarla tepede tutulacak, spor programlarında “işte lige renk geldi” zırvaları başlayacak falan gibi geliyor.

Zira, Beşiktaşlılığın algoritması bunu gerektiriyor.

Beşiktaş, şu anda mahallenin en güzel kızının uzaktan göz kırptığı delikanlı gibi. Ancak, mahallenin babalarını arkalarına almış, zengin, besili, hırslı çocukları henüz sahneye çıkmadı.

Hayırlısı.

Cengiz Gürsel

  • Beğenenler
Cevapla

Eline sağlık Cengiz Abim, futbolcu kardeşlerimizi birer ele alıp güzel güzel analiz etmişsin.

Bende genele dair 1-2 cümle yazayım, cuma akşamına hazırlanalım.

Ligin ilk 9 haftasına baktığımız zaman ligde lider olmak harika, çok gol atmak daha harika, takımın oyun performansının git gide arttırıyor olması da harika ötesi harika.

Hakemlerden, sistemden, müdahaleden bahsetmişsin. Her sezon şampiyonluğa oynayacak takım kurmuyoruz veya her sezon şampiyonluğumuz çalındı diye bas bas bağırmıyoruz ama gerçek şu, bugüne kadar öyle sezonlar izledik ki, kırılma anları gelip çattığında kırılan hep Beşiktaş oldu.

Beşiktaş’ın takım olarak gelişimi ve Türk futbol sisteminin çarklarının işleyişi genelde şu şekilde cereyan eder.

Beşiktaş’ın tekerine çomak sokmak sezonun ilerleyen haftalarının konusudur. Sezon başı ise çoğunlukla rakiplere destekle geçer. Geçen sezon başı Fenerbahçe, lehine çalınan ardı ardına penaltılarla o zorlu dönemi atlatılması sağlanmıştı. Bu sezon Galatasaray’ın elle attığı gollerle tepeden kopmasına izin verilmedi.

Sezon başında Fenerbahçe veya Galatasaray’ın lehine bu düdükler olmasa kesinlikle tepeye yakalayamazlardı, şampiyon olamazlardı demiyorum. Belki yine şampiyon olurlardı, futbolda geriden gelmek diye bir şey var! Demek istediğim bu takımlar sallandıkları zaman düşmüyorlar ve sezonun ilerleyen haftalarında kadro kalitelerinden ötürü haliyle toparlanıyorlar.

Beşiktaş ise senin de çok kez yazdığın üzere yıkılma anlarında yıkılıyor, kimi zaman sağlam giderken de dış unsurlar tarafından çoğunlukla yıkıldığına şahit olmuşuzdur.

Bu sezon başında ise Beşiktaş’ın kırılma anlarında hakem müdahalesi ile karşılaşmadık. Bu da bize olgunlaşma imkanı tanıdı. Bence ilk 9 hafta itibariyle birkaç tane çok önemli maç yaşadık.

Fenerbahçe maçında attığımız ilk gol ofsayt, ikinci yarıda penaltımız verilmedi, devamında Ersan atılmadı. Başka bir deyişle hakem hataları nispeten eşit dağıldı ve o maçı aldık.

Oyun olarak Eskişehir deplasmanında son dakika da direkten top gol olmayınca da bu bizim ciddiyetimizi arttırmamıza fırsat tanıdı.

Böylece oyunumuz iyice oturdu. Hepimiz korktuğu formda, stadını açan ve Etoo ile zorlu Antalya deplasmanından rahat rahat çıkabildik. Haftalar içerisinde oyunumuzun en güçlü yanı olan açık alan oyunu tam olarak kıvamına geldi. Artık hiçbir takım Beşiktaş’ın üzerine yaldır yaldır gelemez, orta sahasını boş bırakamaz. Aksi takdirde cezayı keseriz.

Yarın oynayacağımız Kasımpaşa maçı ise bu sezonun karar maçı olacağından çok önemlidir. Bize karşı kapanan, Rize-Gençlerbirliği-Gaziantepspor maçlarında çok zorlandık. İlk yarılar çöpe gitti, ikinci yarılarda maçı çok zorlayarak ancak kazanabileceğimiz hale getirebildik.

Halbuki bize karşı açık oynayan takımlara karşı normal oyunumuzla sonuca çok rahat gidebiliyoruz. Bu da rakiplerde Beşiktaş’a karşı oluşturacağı oyun sistemi için tüyo vermekte. Kapan!

Kasımpaşa’nın bize karşı açık oynayacağını hiç zannetmiyorum, buyursunlar oynasınlar. Kasımpaşa bize karşı sağlam, katı bir savunma anlayışı ile maça çıkacak. Açık oynarsa Mersin-Antep(son 10 dakika)-Antalya’nın haline düşme korkusu yaşayacaklarından Beşiktaş’ı durdurma üzerine yoğunlaşacaklardır.

Hatta diğer rakiplerimizde bundan sonra Beşiktaş’a karşı bu mantıkla sahaya çıkacaklardır. İşte bu yüzden kapanan Kasımpaşa karşısında oynayacağımız oyun çok önemli.

Kapalı savunmayı rahat bir şekilde açabilecek miyiz? Rakibin çekilmesinin yanında biz onları ceza sahalarına itebilecek miyiz? Zoruna bir pozisyon mu yoksa ardı ardına pozisyonlar bulabilecek miyiz?

Toparlarsak, açık oynayan takıma karşı çok güçlüyüz, kapalı takıma karşı da çok güçlü olabilecek miyiz?

Eğer bu sınavı oyun olarak başarılı geçersek, Beşiktaş’ın Türkiye’de içeride deplasmanda karşısına çıkacağı herhangi bir rakibe karşı sorun yaşamaz, sezonun sonuna kadar kapılar ardına kadar açılır.

Antalya maçı gibi Kasımpaşa maçının da önemi bu yüzden bu denli büyüktür. Önemli olan rakibin adı değil, Beşiktaş’ın oyunudur, bu yüzden bu maç karar maçıdır.

Bu kavşağı da dönersek, takımın sezonun kalanı için tetikte olması gerekir çünkü işte o vakit dış etkenlerden kaygılanma haftaları başlamış olacak.

Bir de şu stadı dolduran arkadaşım!

Selamlar efendim.

  • Beğenenler
Cevapla
İptal
0 1 Kasım 2015

Erdenciğim,

Geçen sene Beşiktaş özellikle derbilerde hakemlere takıldı. Ligin genelinde bir sürü penaltısı verilmedi ve kırmızı kart delisi yapıldı. Bu arada, Fb’ye bol keseden olmayan penaltılar verildi ve yarıştan kopmaması sağlandı. Gs şampiyon olurken tek kırmızı kart görmedi. Bu bile komedinin hasıdır.

Bu sene ise 10 hafta itibarı ile hakemler Beşiktaş’ın önüne çıkmadı. Hatta bir iki maçta hakem hataları net Beşiktaş lehine oldu. Ve hatta hatta oynadığı tek derbide hakem şaşılacak kadar farklı idi.

Benim son 20 sene için iddiam şu… Tamamen kendi fikrim. Eskiden şampiyonlukların manevi değeri yüksekti ama o romantik devirler geride kaldı. Havuz sistemi ve CL gelirlerinin artması artık şampiyonluk makamını şansa bırakmayacak kadar değerli bir şekle soktu.

Bu da bizim gibi sistem kuramayan, kurduğu çürük çarık sistemleri de menfaat doğrultusunda sağından solundan mıncıklayarak mundar edip işe yaramaz hale sokan toplumlar için futbolun gelişmesi değil tam tersine son hızla geriye gitmesi anlamına gelirdi…

Ki öyle de oldu. İçerik umursanmadı, şekil şemal hızla değişmeye başladı. Her şey hızla endüstriyel gerekliliklere adapte edildi.

Misal, futbolcular hakem aldatmaya çok daha yatkın hale geldiler. Bu sürecin yöneticileri de hakemi aldatan oyuncuyu savunan, şark tipi “kendine Müslüman” yönetici tiplemesine dönüştü. Bu “hep bana hep bana” söyleminin ortaya çıkardığı tutarsızlıklar kimsenin ilgisini çekmedi. Samimiyetsizlik futbolun tüm katmanlarına dalga dalga yayıldı. Beşiktaş da bir önceki Başkanı döneminde böyle rekabet etmeye çalıştı ama doku tutmadı, beceremedi.

Misal, yıldız uygulaması sistemin yarattığı iki kutuplu yapay sarışın büyüklüğü herkesin bilinçaltına girecek şekilde somuta indirgedi. Büyükler arasında bir hiyerarşi oluştu.

Dikkat et… Futbol tarihimizin en fiyasko tabirlerinden “dünya derbisi” 2000’li yılların ürünüdür.

Gene dikkat et… hakem hatalarının medyada ele alınması da ne şiş yansın ne kebap ekseninde olur. Dört kulüp hakem hatalarından yakınıyor ama Anadolu kulüpleri ne yapsın düzlemine oturtulur ve konu bağlanır. Kimse gerçek hakem hataları dağılımına girmez.

En ciddi ve kaliteli spor programlarında bile hakem hataları “herkesin eşit seviyede kollandığı” düzleminde tartışılır. Doğru, hakemleri tartışmak çok doğru değil ve hem hakemlik kurumunu yıpratır hem de oyunun içindeki “insan faktörünü” görmezden gelmek demek olur. Ancak bu, hakem hatalarının random dağıldığı bir rekabet ortamı için söz konusu olmalıdır ki biz bu ortama kaç sene mesafedeyiz Allah bilir!

Hala daha en ciddi spor programlarında dahi geçen seneden bahsedilirken bir kulübün şampiyon olurken 0 (yazıyla sıfır) kırmızı kart görmesine değinilmiyor ise halimiz nedir anla. Oturup futbolu sadece yakışıklı teknik analizlerle anlatmak yetmiyor işte.

Beşiktaş ne yaparsa yapsın o programlardaki yayın anlayışı Haziran’dan beri ilk sıradan “Fb’nin kadrosu şu mu olmalı bu mu olmalı”, olmadı “Fb kötü oynuyorsa ne yapmalı da iyi oynamalı” ya da Beşiktaş’a geçmeden önce “dur Diego ne demiş bir röportajını dinleyiverin önce” çizgisinden dışarı çıkmıyor ise sistem bize bir şeyler söylüyor zaten.

Hulasa, bu süreçte tüm algılar, endüstrinin parasal kaygılarının asgari düzeye ineceği ayarlara gelmiş oldu. Bugün yaşı genç olan futbolseverlere “büyüklük nedir” diye sorsan %99’u sana taraftar sayısı, şampiyonluk sayısı, merchandising gelirleri, yıldız, rating vb gibi nicel temelli cevaplar verirler. Çünkü son 20 senede adil rekabetten yüz kere daha fazla bunlar konuşuldu.

Bugün herkes büyüklüğün sonucu olması gereken bu nicel değerleri büyüklüğün nedeni zannediyor. Nicel değerlerin adil rekabet sonucu gelmediğini, tepeden yağdırıldığını ise çok az insan görebiliyor.

Böylece taraftarlar arasında bu ikisi ve diğerleri olmak üzere iki grup oluştu.

Özetle bu endüstriyel süreçte artık niteliği unutan, niceliğe tapan, hatice yerine neticeye odaklı devasa bir kitle yaratılmış oldu.

Müşteri hazır… Ürünler belli… Buna bir de fiyakalı isim bulundu: Marka değeri… Adil rekabet diye yırtınıyoruz ya, al sana “dünya derbisi” de ortaya atıldı. Rekabet dediğinde bu ikisi arasındaki rekabeti anlayın, gerisi önemli değil. Buyur sana Süper Lig.

Halbuki olan biten, lobisi kuvvetli olan sarışının hakem hatalarını, medyayı, Federasyonu arkasına alıp yüzlerce çifte standart ve tutarsızlık eşliğinde şampiyon olması ve diğerini çatlatması idi. Böylece herkes bu ikisi arasındaki rekabeti dünya çapında zannetti ve kimse son 20 şampiyonun 17’sinin sarışın ikizlerden çıkmasının ülke futboluna yaptığı etkileri sorgulamadı.

Foya uluslararası düzeyde kıyaslama yapabildiğimiz maç ya da turnuvalarda fena halde ortaya çıkıyordu ama kimse ülke futbolunun bu durumunun altında “adil rekabet yoksunluğu”nun olduğunu sorgulamadı.

Kuşkusuz, yirmi sezonun tamamı böyledir demiyorum ama Beşiktaş ve Trabzonspor gibi potansiyeli olan kulüplerin kafalarını biraz kaldırdığı sezonlarda işi şansa bırakmayan sarışın lobisi ibreyi hemen kendi tarafına çevirmeyi başardı. Düşün ki, Bursaspor’un 2010’daki şampiyonluğu bile Fb’nin Ts’ye karşı 20 pozisyona girip birini bile atamaması gibi 50 sezonda bir olabilecek bir şansın eseri olarak son dakikada gelmişti.

Bu durum Beşiktaş için sadece iki defa gerçekleşmedi. Yani hakem hataları iki sezon Beşiktaş’ın karşısına çıkmadı ve Beşiktaş 2003 ile 2009’da şampiyon olabildi.

Sorun sarışınların şampiyonluğu değil. Futbolun doğası öyle gerektiriyorsa tabii ki sonuçta bu ülkenin büyük kulüplerinden ikisidir ve şampiyon olmalarını herkesin sindirmesi gerekir. Sorun, sistemin bu ikisi dışındaki kulüplere başarı yolunu kapatması ve üçüncü, dördüncü, beşinci bir kulübün dominasyonuna tahammül edemeyecek kadar parasallaşmış olması.

Bu sezon da teknik adam ve takım olarak son senelerin en iyisi bir Beşiktaş var. Yönetim, bazı şaşırtan söylemlere rağmen radikal hata yapmadan iyi kötü idare ediyor ve stat inşaatında tünelin sonuna geliniyor. Beşiktaş’ın başarısı önündeki en önemli dışsal parametre olan hakemler de henüz “dur bakalım” demedi.

Ben bu yüzden iyimserim.

Bir de teknik koşulum var yalnız… O da devre arasına tepede girmek, kaleci, stoper ve sol bek sorunlarından (birisi kesinlikle kaleci olmak üzere) en azından ikisini kalıcı şekilde çözmek. Üçü de çözülse ballı börek, o başka tabii…

Şampiyon bir Beşiktaş, bu genç takımı ve bu hocası ile seneye bambaşka bir hüviyete bürünebilir.

Ama Beşiktaş’tan bahsediyoruz tabii… Başarı için dağları aşması gereken bir kulüpten!

2003-04’teki gibi, “yok efendim Fb’miz dördüncü yıldızı takacak, sizi şöyle alalım” derler o başka… Onu bu sene bile yaşayabiliriz.

Zira, biliyorsun sporumuzda “Fb’miz”, yani rating söz konusu olduğunda kapattırmayacakları puan farkı, küme düşürmemek için bulamayacakları bahane, atamayacakları takla olmadığını son on senede yaşayarak gördük.

Daha ülkece, mali açıdan sıkıntı yaşadığı için “Gs’mizi” CL’ye göndermek gibi bir misyonumuz olması trajedisine gelmiyorum bile!

Senin de bildiğin şeyleri yazdım kusura bakma… Bir Beşiktaş’ımız var şurada üzerine titrediğimiz. Konusu açılınca coşuyorum, fırsat bulunca da döküyorum işte içimi.

Sevgiler,

Cengiz Gürsel

  • Beğenenler
Cevapla
İptal