İnce çizgi
18 Şubat 2016 güncellendi Futbol
2 16 Şubat 2016

Selamlar, sevgiler;

Beşiktaş’ın şu anda içinde bulunduğu yarışta teknik anlamda önemli avantajları bulunsa da, rakibi Fb’nin saha dışındaki silahlarına karşı koyabilecek donanıma ve DNA’ya sahip değil.

Bu bir avantaj mı dezavantaj mı bakış açınıza göre değişir ama aslında böyle bir kültürü de yok!…

Yani Beşiktaş sahada varını yoğunu ortaya koyuyor ve kendi imkanlarıyla bitirmeye çalıştığı stadıyla, önceki dönemin enkazını kaldırmaya çalışan yönetimiyle küllerinden doğma mücadelesi veriyor ama bu mücadelede çıplak!

Rating kavgasında üvey evlat olduğu için medya zırhı yok. Sıkıştığında gökten başına yağdırılan penaltılar yok. Rakipleri durdurulurken kendisine çalışan hakem kararları standartsızlığı yok.

Ne var peki?

Misal, maçın dakikasına, skoruna ve puan durumuna göre idare edilen maçları var Beşiktaş’ın.

2-2 biten Başakşehir maçının detaylarını alt alta yazayım.

Dakika 6: Beşiktaşlı Delgado sarı kart gördü.
Dakika 25: Başakşehir 1-0 öne geçti.
Dakika 43: Başakşehirli Mehmet Batdal sarı kart gördü.
Dakika 45: Başakşehirli Mehmet Batdal aynı hareketi hakemin gözünün önünde tekrarlamasına rağmen ikinci sarı kartı görmedi.
Dakika 45: Başakşehirli Mahmut Oğuzhan’ın bileğine yaptığı hareket sonrasında hiçbir kart görmedi. Hakem apar topar devreyi bitirdi.
Dakika 52: Başakşehirli Bekir sarı kart gördü.
Dakika 54: Başakşehir durumu 2-0 yaptı.
Dakika 55: Başakşehirli Epureanu sarı kart gördü.
Dakika 62: Başakşehirli Doka sarı kart gördü.
Dakika 66: Başakşehirli Emre sarı kart gördü.

Bu arada görmediği sarı kart nedeniyle Başakşehirli Doka’nında atılmaması söz konusu idi.

Ancak, ben başka bir şeye dikkat ettim.

Daha dakika 6 olmasına rağmen Beşiktaşlı bir oyuncu (ki futbolu bilenler bu oyuncunun stoper olmasının ekstra öneminin farkındadır) gayet rahat sarı kart görüyor. Sarı kart doğru; ona söyleyecek söz yok.

Ancak, hassas terazi Beşiktaşlılara çalışıyor. Bu kadar sert ve çetin geçen maçta kartlık pozisyonlar olmasına rağmen Başakşehir ilk sarı kartını devre sonunda görüyor, o da kırmızıya dönmeliyken dönmüyor. Mahmut neredeyse hakemin gözünün önünde Oğuzhan’ı Rhodolfo’nun yanına yollayacak ama hakem oralı değil! Ne oldu hassas terazi? Beşiktaş konu olunca unutuldu! Hay Allah!

Ancak, tiyatro bitmiyor. Başakşehir durumu 2-0 yaptıktan sonra, yani iş işten geçtiği anda Başakşehir’e 12 dakikada üç sarı kart çıkıyor, görüntü kurtuluyor. Ne zaman durum 2-2 oluyor, hoop başa, sarı kartlar gene unutuluyor. Sosa’ya arkadan vuran Doka’ya ikinci sarı çıkmıyor. Mahmut zaten kart geçirmez. Vakit geçirmek için sahada takla üstüne takla atan oyunculara tek sarı kart çıkmıyor. Özetle, maçın başındaki kart standardı yeniden karşımıza geliyor. Nasıl ama?

Senelerce bu tip birçok maç izledik. Kart standartları ve takdir hakları maçın skoruna, dakikasına, puan durumuna, takımına göre sadece maçtan maça değil aynı maçın içinde bile değişkenlik gösterdi.

Algı yönetimi de tıkır tıkır çalıştı ve dikkatleri bu detaylardan uzaklaştırdı.

2003-04’teki meşhur Samsunspor maçında atılan beş Beşiktaşlı için “iyi de kırmızı kartların hepsi doğru idi” denir hep. Ancak, orada asıl sorun benzer hareketler Samsunlu oyunculardan geldiğinde verilmeyen kartlardır.

Asıl sorun, o maçtan iki hafta sonra Beşiktaş Ankaragücü deplasmanında doğranırken Ankaragüçlü oyunculara kart göstermek yerine “sakin” işareti yapan hakemin ortaya koyduğu çifte standarttır.

Beş Beşiktaşlıyı oyundan atan hakemin, yüzüne hakaret eden Gs’li Ayhan’ı oyundan atmamasıdır.

Sorun, herkes çizgiye basarken sadece Atiba’nın uyarılmasıdır.

Sorun, Emre iki maçta birden hakemin kulağının dibinde küfrederken ve duyulmazken, Beşiktaşlı Gökhan’ın ettiği küfrün kenar yönetimince yapılan uyarı üzerine iki kilometreden cezalandırılmasıdır.

Sorun penaltı noktasını eşeleyen Fb’li oyuncular sahada kalabilirken, Delgado’nun Gs maçında komedi kararla atılmasıdır. Fernandes’in çıkış tünelinde sarı kart cezalısı duruma düşüp Fb maçına çıkamamasıdır.

Sorun Fb’li oyuncular tükürdüğünde tükürüğe gül suyu muamelesi yapan, Roberto Carlos küfrettiğinde “İspanyolcada o kadar da ağır bir küfür değilmiş canım” diye haber yapan, Nouma elini şortuna soktuğunda ise ahlak kavramını hatırlayan medyanın mide bulandıran standartlarındadır!

Sorun, kendini yere atıp Beşiktaş’ın puanlarını çalan Gs’li futbolcuyu, aynısını defalarca kez yaparak Gs’nin şampiyonluklarında rol oynamış eski Gs’li oyuncuya yorumlatacak kadar, “adil oyun” adı altında ekrana Emre Belözoğlu’nu çıkartarak kendine güldürecek kadar kendinden geçmiş yayıncılık anlayışıdır.

Sorun, içine Fb eskilerini doldurup ekranları vıcık vıcık sarı-laciverte boyamayı başardığı “adil oyun” isimli programı bile adaletle hazırlayamayan medyanın ta kendisidir.

Sorun sahada hakemlerden başlayıp, sahanın dışında medyaya kadar sirayet eden, leş gibi rating kokan “marka değeri” süsü verilmiş iki yüzlü takdir haklarıdır.

Sorun, bütün bunları yok sayan, kendine Müslüman yöneticiler, kafasını kuma gömmüş akıl tutulması içinde kendilerine gösterileni futbol zanneden sarışın taraftarlar ve onları ortada futbol olduğuna inandırarak varlığını sürdüren medyanın iki yüzlülüğüdür.

Hakem futbolun, maçın seyrine doğrudan etki edebilen en güçlü figürüdür. Bu yüzden futbolun en büyük sorunu hakemlerdir.

Özellikle kritik duran top yaratılan faul pozisyonlarında, kart zamanlamaları ve standartlarında, avantaj uygulamalarında ve oyunun nispeten daha az görünen şeytani detaylarında kararları ile bir tarafın yükselen temposunu kesebilir ya da bitmiş bir tarafı maça tekrar ortak edebilir.

Anahtar, siyahla beyaz kadar net pozisyonlarda değil gri pozisyonlardaki takdir haklarındadır.

Kimse Başakşehir kolay rakip demiyor. Kimse Beşiktaş her zaman doğruları yapar ama tek hata sadece hakemdedir de demiyor.

Biz de biliyoruz geçen sene Beşiktaş lider olmuşken o meşhur dört haftada kaybedilen puanların bir nedeninin kötü oyun ve Biliç’in soğukkanlılığını kaybetmesi olduğunu. Ancak, Gs de 1-0’lık skorlarla ite kaka kazanırken şahlanmış gümbür gümbür bir oyun oynamıyordu. Hamza Hamzaoğlu da tercihleri ile eleştiriliyordu. Peki fark neredeydi?

Fark Gs’nin şampiyon olurken bir tek kırmızı kart görmemesinde idi. Fark, o meşhur dört maçın üçünde (Başakşehir, Gaziantep, Konya) Beşiktaş’ın verilmeyen üç açık penaltısı idi.

Algı yönetimi bu farkların görülmesini engelledi. Algı yönetimi dedi ki, “ama Biliç yanlış oyuncu değiştiriyor, ama Beşiktaş şampiyonluğa giderken böyle kötü oynama lüksüne sahip mi?”.

Fark, eşitler arasındaki yarışı bir tarafın lehine bozan hakem kararlarındaki standartsızlıktı. Böylece bir taraf kötü de oynasa kazanmaya devam ediyor, diğer taraf ise kötü oynadığı maçları kazanabileceği tek şansı olan penaltısından mahrum kalarak puan kaybediyordu. Sadece kaybedenin kötü oynaması konuşuluyordu.

Beşiktaş bu farklara nice şampiyonluklar feda etti. Algı yönetimi ile dikkatler havadaki kuşa çevrilirken maç içinde gerçekleşen karar standartsızlığı sonucun en önemli belirleyicisi oldu.

Futbolcular makine değil, aptal hiç değil!

İyi giden bir takıma dışarıdan vuracağınız en büyük darbe ona havasını kaybettirmektir. Bunu sahada hakem saha dışında medya ile yaparsınız. Birinin havasını alırken diğerini havaya sokarsınız.

Özellikle dün geceki gibi başa baş giden zorlu maçlarda yaşanan çifte standartlar ile rakibin direncinin artırılması oyuncuyu psikolojik olarak yıpratır. Kimse aptal değil. Ortadaki çifte standardı gören futbolcu hamlesini yaparken artık rahat değildir. Gol atacak ayaklar daha güvensiz, rakibe müdahale edecek oyuncular daha tedirgin hale gelir. Tersine, sırtının sıvazlandığını hisseden rakip de daha güvenle basar o topa!

Bir bakarsınız daha bir devre önce geleni gideni sallayan o muazzam takımın yerini kedi gibi ürkek bir futbolcular topluluğu almıştır.

O tedirginlik bir kere girdi mi takıma artık kendi kendine sorun üretmeye başlar. Anlaşmazlıklar, uyumsuzluklar baş gösterir. Takımın ezberine aldığı saha içi organizasyonlar bile tarih olur. Paslar gitmez, şutlar çıkmaz.

Bir an gelir takım dışarıdan müdahaleye gerek kalmadan kendini imha eder. Algı yönetimi “e ama iyi futbolu bütün sezona yayamadı, hay Allah” der. O sırada sarışınlardan birisi Üsküdar’a varmıştır bile.

Tv’lerde, gazetelerde bol bol “ne oldu bu takıma böyle” temalı içi boş yazılar okursunuz. Sanki bu takıma ne olduğu sırmış gibi. Yorumcular süslü püslü istatistiklerle bilimsel uçuşlara geçer ama aslında herkes neyin ne olduğunu bilir, konuşmaz. Ratingler, marka değeri düşer sonra!

Nasıl olacak demeyin yapılmışı var!

2003-04’te ikinci devrede yaşanan buydu. Bir buçuk sezonun 51 maçta yenilmez takımı 17 maçta 9 yenilgi aldı! Ne düşüşse artık futbolcular futbolculuğu unuttu herhalde!

Fb’nin kendine Müslüman yöneticileri o sezon olanları “Fb’nin büyüklüğü” falan diye açıklamıştı da medyada boy boy manşetler çıkmıştı! Bunu da “laylaylom” diye geçtik güzel ülkemizde.

Fb Ocak aylarını sever.

2010-11’de de Trabzon’un 9 puan gerisinde kalmışlar ve devre arasında Teknik Direktörleri Trabzon’un penaltılarına dikkat çekmişti. Sonrası malum!

Hani sataşırlar Beşiktaşlılara… “Beşiktaş da hep böyle şampiyonluk havasına girer, ikinci yarılarda patlar!” diye. E her sezon aynı filmi izliyoruz. Birine her sene “Kurtlar Vadisi” izletip ona “sıktın artık, bir kere de ‘Anna Karenina’yı anlat” derseniz size ne anlatır?

Futbolcunun yerine koyun kendinizi… Maç biter. Tv’ler gazeteler hep yükselen Fb’den, Fb’nin yarışmacılığından, büyüklüğünden, Gs’nin “winner”lığından bahsetmekte, sahada yaşananlar “canım hakem hatası hepsine oluyor, kötü oyuna bahane aramayın” noktasına düğümlenmektedir.

Böyle bir baskıya dayanacak kadar sinirleri alınmış, makineleşmiş bir takım, bir insanlar topluluğu ben görmedim.
Bu yüzden ben bu konuda önce sahadaki oyuncunun psikolojik dayanıklılığının belirleyici olduğuna inanırım.

Orada ince bir çizgi var. Psikolojik bir eşik.

Ya kafanızı çifte standartlara takarak ayaklarınızın yüz kilo çekmesine neden olacak, kapasitenizin çok altına düşeceksiniz. Ki Beşiktaş’ın sokulmak istendiği durum bu.

Ya da hakem parametresini unutup bildiğinizi oynamak için var gücünüzle mücadelenizi vereceksiniz.

Bu yarış artık teknik olmaktan çok psikolojiktir.

Şenol Güneş ve Yönetimin takıma bu ince çizgiyi aştıracak önlemleri alması ile bu şekilde gelecek bir şampiyonluk sadece Türkiye’de değil, dünya futbol tarihinde parmakla gösterilecek kadar masalsı bir başarı olur.

Gerçekçi olalım.

Bu da sadece masallarda olur.

İnşallah ben yanılırım.

Cengiz Gürsel

  • Beğenenler
  • Engin erkal
Cevapla
0 18 Şubat 2016

Bu yarış artık teknik olmaktan çıkıp psikolojik zeminde yürüyecek ise bizim de havuz medyası ile yayıncı kuruluş arasındaki çıkar çatışmasını lehimize çevirecek şekilde yönlendirmemiz gerek.
Turgay Demir tarafından yakılan ateşin sönmesine izin vermemeli gündemden düşürmemeliyiz.

  • Beğenenler
Cevapla
İptal
0 18 Şubat 2016

Halis Özkahya maçı atanmış.

Atiba’yı çizgiye bastı diye derbi öncesi cezalandıran,
Beşiktaş’ın en son Beşiktaş 3-2 Fenerbahçe maçını yöneten,
Ersan’ı atmadı diye eleştirilen Halis Özkahya’nın atanması pek manidar oldu.

  • Beğenenler
Cevapla
İptal