Neyin peşindeysek oyuz
25 Ocak 2017 güncellendi Futbol
2 25 Ocak 2017

Selamlar, sevgiler;

Benim gibi sık sık “nedir bu Fb antipatisinin sebebi” ya da “neden Fb’nin Avrupa’da başarısız olması seni mutlu ediyor” sorularına maruz kalan herkesin kendine göre bir açıklaması var.

Benimkini en güzel anlatan gün bugün.

25 Ocak 2017… Papila vakasının 13. yıldönümü.

Bu konuda anlaşamadığımız insanlarla ayrıldığımız nokta şu: Ben o vakaya hiç basit bir futbol hadisesi olarak bakamadım. O gece İnönü Stadı’nda olanlar ve sonrası bana hep çok daha fazlasını söyledi.

Hatta, şampiyonluğun Beşiktaş’tan alınıp Fb’ye verilmesi ile noktalanan o sürecin başlangıç noktası olan o vaka, içinde yaşadığım topluma olan inancın bittiği an oldu.

“Alt tarafı bir futbol maçı” diyerek geçebilir ve hatta memleketin bu kadar sorunu varken bunlara takılmayı eleştirebilirsiniz. İlk bakışta öyle de geliyor, doğru!

Ancak, bunu devamlı gündemde tutma nedenim futbolun üstünde. 25 Ocak 2004 akşamı gördüğüm şey bir futbol maçı değil, toplumca içine saplanıp kaldığımız bir az gelişmişlik döngüsü.

Size kalkıp da o maçtaki kart kararlarındaki ya da sonrasında Fb’yi şampiyon yapan süreçteki çifte standartları anlatacak değilim. O maç ve sonrası futbolun dışında başka şeyler söyledi.

O maçta yaşananlar bana aslında bütün çıplaklığı ile ülkenin hazin gerçeğini gösterdi.

Herkes aslında, bu ülkede kendi algısının seçtiği detaylarda bir Papila vakası görüyor. Ben bunu bir futbol maçında gördüm, siz hayatınızda yer tutan bambaşka bir şeyde karşılaşabilirsiniz.

Sadece sporda değil, sanatta, bilimde, eğitimde, medyada, siyasette, bürokraside, trafikte, çalışma hayatında, kısaca yataktan kalkıp gününüze başladığınız andan itibaren sizi saran günlük yaşantınızın her detayında onlarca, yüzlerce Papila vakası ile zaten karşılaşıyorsunuz.

Farkındasınız ya da değilsiniz… Bu ülkede her alanda, her yerde kurallar, istenen sonuçların çıkması için eğiliyor, bükülüyor, duruma göre ya uygulanıyor ya görmezden geliniyor, yorumlanıyor, değiştiriliyor.

O kadar kalkan tozun dumanın ardından elde kalan ise haklının değil güçlünün istediği sonuçlar oluyor.

Bu az gelişmişlik döngüsünün ölçüsü gerçek ile görünen arasındaki farkın büyüklüğüdür.

Bunu anlamanın yolu da kurallardan ve adaletten bahsedenlerin samimiyetini test etmekten geçer.

Bu yazıyı okuyup da mesleki geleceği, torpil, hatır, amcalı dayılı uyanıkların olmadığı bir iş yeri ortamında şekillenen kaç kişi var?

Kaç kişi girdiği iş sınavlarının sonuçlarının adil olacağına inanıyor?

Kaç kişi trafikte kurallara uymaya çalışıp da kurallara uymayanların gerçekten cezalandırılacağına inanıyor?

Ne olduğumuzla yüzleşmeliyiz.

Bilirsiniz, futbolda içi en boş sloganlar Fb camiası tarafından üretilmiştir.

“Birgün herkes Fb’li olacak” ya da “her çocuk Fb’li doğar” gibi üzerinde durmaya gerek olmayanlara güler geçeriz de bir tanesi hakikaten çok doğrudur.

“Fb Türk toplumunun aynasıdır”.

İşte buna imzamı atarım!

Kendini kandırma konusundaki başarımızı ve gerçeğe değil de görünene odaklanarak olmayan büyüklüklerin ardından gitme sevdamızı sporda daha iyi yansıtan bir camia daha bulamazsınız.

En popüler olmayı en büyük olmakla karıştıran, kurallar işine gelmediğinde adalet diye bağırıp, kurallar kendisi için büküldüğünde kendisini hakikaten en büyük zanneden bu zihniyetin samimiyetini test edin.

İçinde yaşadığınız toplumu göreceksiniz.

Futbolsever falan olmanıza gerek yok. Nereye gitseniz karşılaştığınız, kendinize açıklayamadığınız çifte standartları, tutarsızlıkları, mağduriyetleri üreten zihniyeti göreceksiniz.

Nasıl bir az gelişmişlik girdabında olduğumuzu göreceksiniz.

Medyanın samimiyetini test edin haydi.

13 sene önce, Beşiktaş arayı açtı diye ligin zevki kalmadı diyen medyada Cem Papila’yı yılın hakemi seçme yarışı vardı. Bugün ise aynı medya futbolun en büyük sorunu olarak (nihayet) hakemleri görüyor. Neden? Çünkü kurallar aynı ama hakem hatalarının dağılımı değişti.

Ankaralılar bilir. Eskişehir yolu trafikte geceleri çok güvensizdir. Kontrolsüz hız yapanlar insanların hayatını sorumsuzca tehlikeye atarlar.

Seneler önce bir gün merkezi bir noktada sabah saat 09:00’da kemerim takılı olmadığı için ceza yemiştim. Cezayı yazan polise haklı olduğunu, cezayı hak ettiğimi söyledikten sonra şu temennide bulundum: “Aynı hassasiyeti gece Eskişehir yolundaki denetimlerinizde de bekliyoruz.”

Tabii ki böyle bir şey olmadı. Eskişehir yolu kontrolsüz hız yapan sorumsuzlardan hiç kurtulamadı.

Çünkü sistem gerçekten can güvenliğinin sağlanması üzerine kurulmamıştı. Yoksa sabah sıkışık trafikte beni kemer takmaya zorlayarak canımı önemseyen sistemin aynı günün gecesi iki yanımdan saatte 150 ile geçen sığırları hemen trafikten men etmesi gerekirdi.

Kolay olan sabahın o saatinde merkezi bir kavşakta oturduğun yerden kemer takmayanları cezalandırmak, zor olan ise gecenin köründe yolda devriye gezerek hız yapan sorumsuz ve muhtemelen önemli kişilerin tanıdığı olan sürücüleri cezalandırmaktı.

Polise de kızamıyorsun. Çünkü kuralları uygulamaya kalksa kimle karşılaşacağı belli değil. Sistem samimiyet üzerine kurulmamış bir kere, ne yapsınlar!

Halimiz aynen bu.

Kural desen var… Ceza desen var… Radar desen var… Al sana kontrol de var… Ama görüntü ile gerçekler farklı.

Mesele neyin peşinde olduğumuz meselesidir. Neyin peşindeysek oyuz çünkü!

Kural, radar, hakem, düdük, yol, asfalt, araba, futbolcu, televizyon, gazete falan değil; asıl ihtiyaç duyduğumuz şey samimiyet!

Bundan 13 sene önce hakemleri öven, gelen şampiyonluğu ve üçüncü yıldızı düğün dernek kutlayan, görünenle gerçekler arasındaki farkları anlatmaya çalışanlara ise “fanatik, ezik” diyenler bugün verilmeyen iki kırmızı kart bir penaltı üzerinden “nerede adalet, Beşiktaş kollanıyor” diye ortaya çıkıyorsa o zaman test tamamlanmış demektir.

İşte aynı isimler. 13 sene önce olanlara “Fb’nin başarısını çekemiyorlar” derken bugün çok daha hafifinde ortalığa saçılıp adalet savaşçılığı yapıyorlar.

25 Ocak bu iki yüzlülüğün yıl dönümüdür.

Sonra da “neden bu antipati”, “neden Avrupa’da Türk takımını desteklemiyorsunuz” diye sorulması ise insanların zekasıyla dalga geçmektir.

Deli miyim ben kendi ülkemin takımı elin adamından tokat yediğinde mutlu olayım?

Braga maçında Fb’ye yapılanlara sevinenler, bu ükede sözün bittiği yere itilenlerdir işte!

Çünkü onlar bundan 13 sene önce yapılanları işlerine geldiği için görmezden gelerek şampiyonluk kutlayanlara anlatamadıklarını Braga üzerinden tek kelime etmeden anlatma şansı buldular.

Ben sadece kendi çıkarını düşünerek, kuralları eğip bükerek ve hatta tutarsızca ve açıkça kendi işine geldiği gibi yorumlayarak manevi çürümenin önünü açan bu zihniyetin topluma büyük bir maliyet ödettiğini, ülkemi zayıflattığını düşündüğüm için Avrupa’da başarılı olmasını istemiyorum.

Ki bu bana, “ama kim olursa olsun Avrupa’da Türk takımlarını desteklemeliyiz” diyen sığ söylemden çok daha “milli” bir duruş olarak geliyor.

Çünkü beni ve idealimdeki toplumu bu zihniyetin temsil edemeyeceğini düşünüyorum. Asıl yapısal dönüşümün toplumun, bu düşünce biçiminden kurtulması ve manevi çürümenin önüne geçilmesi ile mümkün olacağına inanıyorum.

Marifet emniyet şeridini işgal edip zaman kazanmakta değil. Marifet iş yerinde torpille, iltimasla menfaat sağlamak değil. Marifet birinin şampiyonluğunu bel altına vurarak almak değil. Bunları yapıp kendimizi “uyanık” zannettiğimiz her hareketimiz birlikte yaşayabilme niteliklerimizi biraz daha aşındırıyor, toplumun geleceğinden, çocuklarımızın gelecekteki hayat kalitesinden bir şeyleri götürüyor.

Bizim kuralları eğip büken “uyanığa” değil kurallara bağlı “iyi yurttaşa” ihtiyacımız var.

Bu yüzden mesele basit bir sportif rekabet meselesi değil.

Mesele samimiyet meselesidir.

Sadece futbol izlemek isteyenle sadece kendi takımının başarısını izlemek isteyen arasındaki farktır.

Sadece trafikte güvenle araba kullanmak isteyenle kendi istediği tarz araba kullanıp dokunulmamak isteyen arasındaki farktır.

Sadece başarısı ölçüsünde bir işe girmek, terfi etmek, bir şeyler yapabilmeye razı olanla, torpille iltimasla yaşayan arasındaki farktır.

Mesele birlikte yaşamak için nasıl bir yol seçeceğimiz meselesidir.

Kurallar sadece araçtır.

Mesele onu hangi insan malzemesi ile hayata geçirdiğimiz, toplumca neyin peşinde olduğumuz meselesidir.

Dış dünya tüm rakipleri, düşmanları, odakları, adına ne diyorsanız onunla orada hep vardı ve var olacak. Ve doğanın kanunu gereği sizin zayıf anınızı hep kollayacak. Bu sporda da böyle, ekonomide de böyle, diplomaside de böyle.

Siz toplumca organize olamıyor, sistem oluşturamıyor, kendi içinizdeki sığ ve suni güç çekişmelerinizle zaman kaybediyorsanız, kuralları yorumlarken biraz olsun tutarlı konuşmayı bile beceremeyen iki yüzlü yöneticileri baş tacı ediyorsanız Sırp hakem de gelir kabak gibi oyar, Braga da gelir hak etmediği turu göbek atarak geçer ve asıl sorunun bu zihniyet olduğunu söyleyen bizler hep “fanatik” olarak kalırız.

Gerçeklerle görünenler arasındaki fark açıldıkça zayıflıyoruz, zayıf olduğumuz kadar da saldırı altındayız.

Bu nedenle her 25 Ocak’ta aklıma 13 sene önce basit bir futbol maçı izlemediğim gerçeği gelir.

Görünenle gerçek arasındaki fark gelir.

Az gelişmişliğimiz gelir.

Samimiyetsizliğimiz, iki yüzlülüğümüz gelir.

Bu yüzden Papila vakası bana göre sadece spor tarihinin önemli bir hadisesi değil aynı zamanda sembol bir sosyolojik gerçektir ve gündemde tutulmaya değerdir.

Bu ve bunun gibi iki yüzlülüklerimizle taraftar kimliğimizi değil, aklımızı öne alan kimliğimizi kullanarak yüzleşene kadar bu geri kalmışlık döngüsü kırılmayacak.

“Sen de hep aynı şeyleri söylüyorsun” diyenlere cevabım net.

Yıl 2017, iki yüzlülük değişti mi?

İşte aynı aktörler, aynı söylemler.

Kaç senedir işine nasıl geliyorsa bir oraya bir buraya savrulan iki yüzlü zihniyet 13 sene sonra da aynı ise 130 sene de geçse farklı ne dememi bekliyorsunuz?

Cengiz Gürsel

  • Beğenenler
Cevapla
1 25 Ocak 2017

Nerede Papila? Hakem yorumcusu oldu, tutmadı, milletvekilliğine bile adaylığını koydu beyefendi!
Kısa yoldan şöhret olma vardı o maçta, o maçta dijitürk parası vardı, o maçta kabzımal Erman’ın maaşı vardı, gese uşağı Çakar’ın maaşı vardı, o maçta Aziz-Bilgili-Demirören çıkar-para-şeytan üçgeni vardı.

Ligi en az 20 yıl  domine edecek Beşiktaş’ın önünün kesilişi vardı o maçta. O maçta Türk futbolunda film koptu, yeniden bağlanır mı? Olmaz! olsa bile, bir daha koparırlar, bizim için…

25 Ocak 2017

febe antisempatisine gelince; biz eskiler gese’nin kolum kadar doping iğnlerini, yöneticilerinin bavul dolusu para ile şeref tribününde maç sonu beklemelerini, doğan marka arabalardan teşvik primlerini, 8-0 gibi skorları, vahap beyazı, ahmet çakarı, 1996-2000 arası  fatih-ulusoy-ağar-m.yılmaz şeytan dörtgeninde 4 yıl şampiyonlukları v.s.’leri bildiğimiz için ayrım yapamıyoruz, alayının a.k deyip geçiyoruz.

Daha fazlasını görüntüle
  • Beğenenler
Cevapla
İptal