Önce omurga
10 Şubat 2017 güncellendi Futbol
0 10 Şubat 2017

Selamlar, sevgiler;

İki yazı tasarladım.

Son Beşiktaş-Fb maçı belki bize ülke futbolunun içinde olduğu zavallılık bakımından umut verici yeni bir şeyler söylemedi ama ilk yazıda kayıtlara geçmesi bakımından düşüncelerimi özetlemek istedim.

Sonra da gene bu maçta kendini gösteren bazı detaylar üzerinden yakın geleceğe ait bazı fikirlerimi paylaşmak istiyorum.

Maçla başlayalım.

Öncelikle şu “profesyonellik” kavramına bir açıklık getirelim.

Van Persie’nin bu maçta yaptıklarına ben “profesyonellik” demezdim. İlle bir kelime bulacaksak “sahtekarlık” daha uygun olurdu.

İki sene önce Veli-Sneijder kapışmasında da aynısı oldu ve hakemin sadece Veli’yi atmasına “Sneijder profesyonel adam” denildi. O gün konjonktür öyle olduğu için Gs ya da Fb aleyhine kırmızı kart çıkartamayan hakemler bugün konjonktür değiştiği için Quaresma’ya aynı kartı çıkartmayınca profesyonellik unutuldu, onun adı “Beşiktaş kollanıyor” oldu.

Van Persie, Sneijder, Melo, bu hareketleri gelişmiş futbol ülkelerinde yapamadıklarında acemiydiler de Türkiye’de mi profesyonel oldular? O yüzden şunun adını doğru koyalım. Bunun adı sahtekarlık ve bizim bu sahtekarlığa yaklaşımımız da iki yüzlülük.

Hakemin maçın başından itibaren Fb’nin sert oyununa kartsız yaklaşması benim nazarımda bir sinyal idi. Fb’li oyuncular da o sinyali aldı ve maç Tosic’in kırmızı kartı ile Fb’nin istediği noktaya geldi.

Bu yazdığıma gelişmiş bir futbol ülkesinde gülerler ama bu senaryo hepimize tanıdık geldi. Bundan 13 sene önce bir Papila gecesinde bunun nasıl yapıldığını bu ülke izlemişti zaten. Benzerini Sırp hakem Braga’da Fb’ye yaptığında neden sevindik sanmışlardı ki? Bizim yıllarca anlatamadığımızı başlarına geldiğinde anladıkları için!

Van Persie’nin Oğuzhan’a yaptığı hareketi, elini şortunun içine soktuktan sonra Tosic’e bakıp yürüyüş şeklini falan da tarihe not olarak düşelim. Çünkü 14 sene önce benzerini Nouma yaptığında 8 ay ceza almasını sağlayan “gitti ülkenin ahlakı” kampanyası ile bugün medyada çıkan “taytını düzeltiyordu” haberleri aynı iki yüzlülüğün bir başka örneği.

Beşiktaş’ın yediği gol öncesinde Beşiktaş lehine avantajla oynatılan faulün, avantaj ortadan kaybolunca verilmeyerek oyunun devam ettirilmesi ve böylece avantajı ile gol yedirilen ilk takım olmasını da kayıtlara düşelim lütfen. Bu kural ancak bu ligde böyle uygulanabilir!

Bitmedi… Hakemin sahaya dalan Aras’a kırmızı yerine sarı kart göstermesi size tanıdık geldi mi? İş bittikten sonra yapılan bu ucuz “eyyam”ı bugüne kadar ne çok izledik değil mi?

Bir başka tanıdık detay… Maçın sonunda Beşiktaş kornerinde topsuz alanda Vokan’ın Babel’i ittiği ve penaltı olması gereken pozisyonu yayıncı tv’de gören oldu mu? Ben pozisyonu sosyal medyada görebildim. Haydi maçı izlerken anladık, hakem görse de o penaltıyı vermeyecek. Ancak, asıl ahlaki iflası “dicital teknoloji” şampiyonu tv’lerin bu pozisyonu atlaması ile gördük. Yok… O pozisyon birden buharlaştı ve evrenin karanlıklarında yerini aldı.

Volkan demişken… Senelerdir bu kadar çirkin, tahrik edici hareketi bıkmadan yapan bir “sporcu”ya koskoca bir kulübün kalesini ve kaptanlığını emanet ediyorsan yönetici olarak sen de o çirkinliğin bir parçasısın demektir. Kabul, Fb tarihin hiçbir döneminde bu ülkeye ideal ve sportmen bir yönetim anlayışı gösterme kaygısı taşıdığını hissettirmedi ama bu camiada bir Allah’ın kulu yok mu artık bunları eleştirecek? Her camia kendi genetiğine uygun oyuncuyu içselleştiriyor hakikaten.

Hele hele Fb kenar yönetiminin hatalı bir ofsayt bayrağına isyan eden o “adalet savaşçısı” haline ne demeli… Maç zaten bitmiş… Alan alacağını almış. Yanımda oturan kedim bile güldü o hallerine!

Bu kadar rezilliğin bir maça sığabildiği bir başka lig, böyle bir galibiyete sevinecek kadar körleşmiş bir başka camia daha bulamazsınız.

Hala “kapak olsun”, “sekiztaş”, “nasıl koyduk” gibi ilkokul seviyesinde maç yorumu yapan milyonlarca Fb’liye yine yeni yeniden söyleyelim…

Biz, Fb Beşiktaş’ı yenemez demedik…

Hakikaten 25 milyon Fb’li varsa en az 24 milyon 900 bininin ne demek istediğimizi anlamadığını zannediyorum.

Çevremde Van Persie’nin hareketlerine “çok sevimliydi” diyen Fb’li var. Kulaklarımla duydum.

Bakın sorun yenme yenilme meselesi değil. Mesele tamamen neyi savunduğumuzla, kimin peşinden gittiğimizle ilgili.

Quaresma’ya verilmeyen bir kırmızı kartla, Beşiktaş’a yanlış verilen bir penaltıyla Türk futbolunun uçuruma sürüklendiğini söyleyen ve bir anda ülke sporunu düşünür (!) hale gelen Fb’li Başkan ve yöneticilerin şu son maçın hakemine tek kelime etmemesi de gösteriyor ki, Fb camiasına göre ülke sporunu kurtaracak olan hakem modeli demek ki buymuş!

Kaç Fb’li bu “kendine Müslümanlığın” hakikaten farkında?

Şaka gibi! Aziz Yıldırım Beşiktaş-Fb maçına üç gün kala kupa statüsünü eleştirdi. Neden? Çünkü statü gereği tek maç üzerinden oynanan bu maçta deplasman tarafı kendisiydi. 11 yaşımdan beri mahalle maçıydı, halı sahaydı top oynarım, çocukluğumda, ergenliğimde bile böyle bir mızıkçılık görmedim. Mahalle maçlarının bile kendine göre yazılı olmayan bir “rekabet kodu”, raconu vardır.

110 yıllık Fb’yi 20 senedir bu zihniyet yönetiyor ve daha üzücü olanı itibar görüyor. Neredeyse tüm tarihinin beşte biri. Biz 7 yıllık Demirören dönemine dayanamadık. Fb camiasından bu zihniyete 20 yıldır çıt yok.

Bu insan koskoca bir camianın bir numaralı ismi.

Diğeri çok mu farklı?

2012-13 sezonunun üçüncü haftasında Gs’li Burak Yılmaz kendini Beşiktaş ceza sahasına balıklama attı ve olmayan bir penaltıyla Gs maçı 3-3 bitirmeyi başardı. Bütün Türkiye bu sahtekarlığı on açıdan izlemişken Gs Başkanı ne dedi hatırlıyor musunuz?

“Hakem verdiyse doğrudur”!

Beşiktaş camiası da bu ülkeye gökten zembille inmedi elbette. Beşiktaş’ın da yakın tarihinde yaşanmış at teklifleri, Papermoon yemekleri, pasaport vakaları işte orada duruyor.

Ancak, benim gördüğüm, kendi defolarıyla yüzleşme ve samimiyetle kapısının önünü temizleme iradesini de, kimse kusura bakmasın, sadece Beşiktaş’tan görüyoruz. … Bunlarla ilgili kim varsa bugün camiadan dışlanmış durumda.
Sezon başından beri söylüyorum. Bu sene hakem hataları dağılımı 19 hafta itibarı ile en çok Beşiktaş’ın daha sonra Fb’nin lehine, Gs’nin ise aleyhine oldu. Çevremde 100 Fb’li varsa Papila sezonunu anlayıp kabul edeninin sayısı 5’i, 10’u geçmez. Ki o sezonun ikinci yarısı öyle bu seneyle falan kıyaslanamaz bile. Dünya futbol tarihinin numune skandal sezonlarından birisidir.

Ortalama bir Fb’li Van Persie’yi sevimli bulabiliyor, ortalama bir Gs’li kendi tarihindeki 8-0’lık skandal yüzünden sekiz kelimesini ağzına alamayacak haldeyken kalkıp Beşiktaş’a “sekiztaş” diyecek kadar cahilleşebiliyor. Bu iki camianın ortalama taraftarları sahtekar oyuncusunu savunan, hakemleri istediği yöne çevirince susup aynısı başına gelince ortalığı yangın yerine çeviren Başkanları omuzlarında taşıyabiliyor ama kendi defoları ile yüzleşme başarısını gösteren Beşiktaş camiası bunlarla aynı kefede oluyor öyle mi?

Bakın bu gece Karabükspor maçında hakem Beşiktaş aleyhine iki önemli hata yaptı. Fb yönetiminin ideal hakemliği bu olsa gerek, adalet savaşçıları gene ortadan kayboldu!

Hala anlayamadınız.

Mesele galibiyet, yıldız, taraftar sayısı, kupa sayısı değil. Anlatmak istediğimiz hiçbir zaman basit bir “kim en uzağa işer” rekabeti olmadı.

Karşıtlığımız yüz yıllık iki kulübe değil, onların topluma enjekte ettiği bu zihniyetle ilgili.

“Ben kulübün çıkarlarını koruyorum” diye hakkı, hukuku, tutarlılığı, rekabet ahlakını yerle bir eden herkes aslında önce kendi camiasına sonra da ülke sporuna zarar veriyor.

Takımları falan unutun. Kendim gibi bu mereti izlemeyi seven herkese soruyorum.

Biz hakikaten toplumca bu yöneticileri, oyuncuları, medyayı, hakemleri, Federasyonu, özetle böyle bir futbol dünyasını mı istiyoruz? Çünkü arz, talebe göre şekil alıyor.

Papila sezonu ile, 8-0’larla gelen şampiyonluklarla, teşvik primleri ile, Tofaş arabalarla, yeşillenen tarlalarla, küfreden oyuncuları formasına göre duyan/duymayan hakemlerle, yüzlerce çifte standartla yüzleşmeden samimi olamazsınız.

Bu samimiyetin olmadığı yerde de ne tribün barışı olur ne de yapılan şeye spor denebilir.

Omurgalı yönetici, omurgalı oyuncu, omurgalı medya, omurgalı hakem, omurgalı Federasyon talep edeceksek önce bizler omurgalı taraftar olacağız. Neyi talep edip neyi yücelttiğimizi, neyin ve kimin peşinden gittiğimizi düşüneceğiz.

Ancak dünyanın en adı duyulmadık ülkelerinde, kabile toplumlarında olabilecek türden çifte standartlar, kılıfına uydurmalar, iki yüzlülükler yıllardır futbolumuzun bir parçası haline getirilmiş durumda. Bundan rahatsız olmak için mağdur olmayı beklediğimiz sürece gerçeği anlayamayacağız!

Kabile toplumlarında bile böyle omurga sorunları olabileceğinden de şüpheliyim ya, neyse!

Cengiz Gürsel

  • Beğenenler
Cevapla